Hipertansiyon JNC 7 Raporu. Özet 15

HT’de bilişsel işlevler ve demans / Kadınlarda HT (prevalans, menopoz etkisi, HRT ve oral kontraseptifler)

Bilişsel işlevler ve demans

HT hastalarında demans ve bilişsel bozulma daha sık görülür. Etkli antihipertansif tedavi ile bilişsel bozulmanın gelişimi yavaşlatılabilir. Beynin subkortikal bölgelerinde küçük penetran arterlerin daralması ve sklerozu kronik hipertansiyonlu hastalarda olağan görülen bir otopsi bulgusudur. Bu değişimlerin hipoperfüzyon, oto-regülasyon kaybı, KBE’nin bozulması ve son aşama olarak subkortikal ak madde demiyelinasyonu, mikroenfarktlar ve bilişsel azalmaya katkıda bulunduğuna inanılır. Kronik HT hastalarının MRG çalışmalarında, kontrol yaşıtlarına göre daha çok sayıda subkortikal ak madde lezyonları ve mikroinfarktlar, astrogliyoz, ventriküler genişleme ve ekstrasellüler sıvı birikimi görüldü.

Hafif bilişsel bozulma (HBB), normal yaşlanma ve hafif demans arasında geçiş durumunu ifade eden bir tanı kategorisidir. Hastalar, kısa süreli hafızada zayıflama belirtileri gösterir ancak finansal idare, araba kullanma, alışveriş ve yemek hazırlama gibi günlük işleri yürütebilir. HT ve HL, HBB için ve bilişsel azalmanın diğer belirtileri olan; dikkat ve reaksiyon zamanı bozulması, konuşma akıcılığı veya yönetici işlevler için risk faktörleridir.

Etkin antihipertansif tedavi, MRGde anlamlı ak madde değişimleri gelişim riskini kuvvetle azaltır. Ancak yerleşmiş ak madde değişimleri geri dönüşlü görünmüyor. Yaşlı hastalarda bilişsel azalmayı önlemek için optimal sistolik TA değerleri 135 – 150 ve diyastolik TA değerleri 70 – 79 mm Hg arasında olması gerektiği düşünülür. Syst EUR araştırmasında, bilişsel bozulma da azalmayı yavaşlatmada CCB tedavisi plaseboya üstünlük gösterdi. Ancak belli bir antihipertansif ilaç grubunun diğerlerine üstün olup olmadığını gösteren kıyaslayıcı bilgi bulunmuyor.

Kadınlarda HT

Gebe olmayan kadınlar

Kan basıncının seksüel dimorfizmi ve kadınlarda HT prevalansı: Kan basıncı, seksüel dimorfizm gösterir. Erken erişkinlikte kadınlarda KB erkeklerden daha düşüktür. Yaşamın 6. dekadından sonra ise tersi geçerlidir. Diyastolik TA, kadınlarda marjinal derecede düşüktür, bu fark yaştan bağımsızdır. Buna benzer şekilde, erken erişkinlikte HT’de kadınlarda erkeklere nazaran daha seyrek görülür. Ancak 5. dekaddan sonra HT insidensi kadınlarda erkeklerden daha hızlı yükselir ve 6. dekad boyunca prevalans erkeklerle eşitlenir veya erkekleri aşar. En yüksek prevalans oranları yaşlı siyah kadınlardadır, 75 yaş üzerinde %75 oranında görülür.

Kadınlarda HT farkındalığı, tedavi ve kontrolü: Kadınlarda kendilerinde HT olduğunun farkında olma, tedavi olma ve kontrol sağlama oranları daha yüksektir. NHANES III araştırmasında, hipertansif siyah ve beyaz kadınların yaklaşık %75’inin HT’lerinden haberdar olduğu, buna karşın aynı etnik gruptaki erkeklerde oranın %65 olduğu görüldü.

Genel olarak HT’li kadınların %61’i anti HT medikasyon kullanırken erkeklerde bu oran sadece %44’tür. Bu oran farkı, hekimle kontak kurma sayısının artmasına bağlanıyor.

Menopoz ve TA: Menopozun TA üzerine etkisi tartışmalıdır. Longitudinal çalışmalar, menopozla kan basıncında bir artış göstermiyor ancak; enlemesine çalışmalarda postmenopozal kadınlarda, menopoz öncesine göre sistolik ve diyastolik TA’da anlamlı farklar bulunuyor. NHANES III’te, postmenopozal kadınlarda sistolik TA yükselme oranı, artış hızının azalma gösterdiği 6. dekada kadar daha dik bir eğri gösterdi.

Staessen ve arkadaşları, postmenopozal kadınların yaş ve VKİ için ayarlama yapıldıktan sora dahi HT olma ihtimalinin premenopozal kadınlara göre iki katan fazla yüksek olduğunu bildirdiler.

Konvansiyonel ve ambulatuar ölçümlerle ilgili prospektif bir çalışmada, sistolik TA postmenopozal kadınlarda perimenopozal ve premenopozal kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (4-5 mm Hg).

Perimenopozal ve postmenopozal kadınlarda sistolik tansiyonda dekad başına yükselme, premenopozal gruptan 5 mm daha fazla bulundu. Bu durumda, yaşamın geç dönemlerinde KB (özellikle sistolik TA) yükselmesi en azından kısmen menopoza bağlı olduğuna dair kanıt bulunuyor.

TA’da menopozla ilişkili artış; östrojen eksikliği, pituiter hormonların fazla üretimi, kilo artışı ve bunların kombine etkisi ve başka belirlenmemiş nörohormonal etkiler gibi farklı faktörlere bağlanıyor.

Postmenopozal hormon tedavisi ve TA: Hormon replasman tedavisinin (HRT) TA üzerindeki etkileri ile ilgili çalışmaların sonuçları çelişkilidir. Bu soruya yönelik cevap arayan en büyük longitudinal çalışma olan Kadın Sağlığı İnsiyatifi (WHI), konjüge at östrojeni ve medroksiprogesteron asetat kullanan 8 506 kadında, 5.6 yıldan fazla izlemde sistolik TA’da, plasebo grubuna göre ortalama 1 mm artış belirledi. Diyastolik TA’da fark görülmedi. Fazlası, WHI’nin 50-79 yaş arası 100 000 kadar kadının enlemesine analizinde, hormon kullanmakta olanlarda, eskiden kullanmış ya da kullanmamış olanlara kıyasla HT gelişme ihtimali %25 fazla bulundu.

Daha küçük gözlemsel çalışmalar ve müdahale çalışmalarında farklı sonuçlar bulundu. Baltimor Longitüdinal Yaşlanma Çalışmasında (BLSA) HRT alan kadınlarda zaman içinde görülen sistolik TA artışı, kullanmayanlara göre anlamlı derecede düşük bulundu, ancak diyastolik TA tedaviden etkilenmedi.

Postmenopozal Östrojen/Progestin Müdahale çalışmasında, HRT’nin sistolik veya diyastolik TA üzerinde bir etkisi gösterilmedi.

24 saat ambulatuar izlemle yapılan küçük çalışmalarda toplu sonuçlar çelişkili olmakla beraber, birkaçı HRT’nin, postmenopozal kadınlarda, azalmış olması muhtemel olan normal gece tansiyon düşmelerini düzelttiğini ya da restore ettiğini telkin ediyor. Böylesi bir etki total TA yükünü azaltmaya ve böylece hedef organ hasarını da azaltmaya meyyaldir. Genel olarak, kan basıncında HRT’ile ilişkili bir değişim muhtemelen mütevazi miktardadır ve normotensif veya hipertansif kadınlarda hormon kullanımına engel olmamalıdır. HRT tedavisi gören tüm hipertansif kadınlarda TA, önceleri yakından ardından 6 aylık aralarla izlenmelidir.

Oral kontraseptifler ve TA: Oral kontraseptif kullanan birçok kadında küçük ancak fark edilebilir bir TA artışı olur; küçük bir kısmında açık hipertansiyon başlar. Bu durum, sadece 30 mcg östrojen içeren modern preparatların kullanımı için de geçerlidir. Hemşirelerin Sağlığı Araştırmasında, oral kontraseptif kullanmakta olanlarda HT riski, hiç kullanmayanlara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (RR=1.8; 95% CI=1.5 – 2.3). Mutlak risk küçüktü, 10 000 kişi-yılı için sadece 41.5 olgu oral kontraseptif kullanımına bağlandı. Kontrollü prospektif çalışmalar, oral kontraseptifin bırakılmasından sonra kan basıncının 3 ay içinde eskiye döndüğünü, yani etkinin kolayca geri dönüşlü olduğunu gösterdi.

Oral kontraseptifler HT’yi ya da malin hipertansiyonu presipite edebilir. Ailede gebelik hipertansiyonu dâhil HT hikâyesi, gizli böbrek hastalığı, obesite, orta yaş (35 üstü) ve oral kontraseptif kullanımının süresi, HT için duyarlılığı artırır. Kontraseptifle indüklenen hipertansiyon, preparatın östrojenik değil progestojenik potensi ile ilişkili görünüyor. Kontraseptif tedavisi boyunca kan basıncının düzenli izlenmesi önerilir. Bunun yanı sıra kontraseptif reçetelerinin 6 aylık sürelerle sınırlanması ve böylece yılda iki defa yeniden değerlendirme sağlanması önerisi bulunuyor. Genellikle, kontraseptiflerin indüklediği HT olgularında ilacın kesilmesi istenir, ancak bazı kadınlarda bu tedavinin sürdürülmesi (e.g. başka yöntemler uygun değilse), antihipertansif tedavi ile kombine edilmesi zorunlu olabilir.

Kaynak

Chobanian A V, Bakris G L, Black H R, Cushman W C, Green L A, Izzo J L Jr, Jones D W, Materson B J, Oparil S, Wright J T Jr, Roccella E J; Joint National Committee on Prevention, Detection, Evaluation, and Treatment of High Blood Pressure. National Heart, Lung, and Blood Institute; National High Blood Pressure Education Program Coordinating Committee.Seventh report of the Joint National Committee on Prevention, Detection, Evaluation, and Treatment of High Blood Pressure. Hypertension 2003 Dec;42(6):1206-52. Epub 2003 Dec 1.

Orijinal yazı için: JNC 7

Son Paylaşımlar
Arşiv