Gruplarda Tartışmalar, Boş Laflar ve Arada Kaynayan “Düşünülmüş” Yazılar (1).

Mail gruplarında ara sıra incir çekirdeğini doldurmayan uzun tartışmalar oluyor. Bir arkadaşın bir yazısındaki bir noktadan alınan biri biraz sertçe, ilk bakışta biraz suçlayıcı ve provake edici gibi görünen bir yorum yazıyor. İlk arkadaş bundan felaket alınıyor, hemen karşı cevap döşeniyor. Araya girenler, her birinin bir tarafını tutarak ya da eleştirerek yazanlar oluyor. Bazen bu “yandan girenler” ilk tarafları da unutarak birbirlerine giriyor. Bir aşamada fikirler falan da bir yana atılıp karşılıklı hakarete varan suçlamalar başlıyor. Bu saman alevi gibi parlayıp yayılan sonra geçiveren karşılıklı yazışmalara 15-20 hekimin katılabildiğini gördüm.

Ben bunu toplumumuzun genel psikolojisine çok uygun buluyorum. Tartışanların doktor, okumuş olması pek önem taşımıyor. Olay psikoloji ile ilgili. Bunu fark edenlerin, kendi yazdıkları-karşısındakinin yazdıkları üzerine biraz daha soğukkanlı ve objektif düşünerek kendi kendilerini değiştirebileceklerine inanırım.

İlk bakışta bizi rahatsız eden bir fikir o kadar da kötü olmayabilir ya da biraz daha düşününce o kadar rahatsız edici gelmeyebilir. Hatta biraz daha bekleme ve düşünmeden sonra doğru bile bulunabilir. Veya çok beğendiğimiz bir düşünce o kadar da doğru ve güzel olmayabilir. Öncelikle bunları düşünmeden asla tartışmaya girmemek, daha iyi tartışabilmemiz için belki iyi bir başlangıç olabilir.

Benim de, düşünce beğenme ve beğenmeme konusunda çok atılgan olanların çoğunun ön yargılı olduklarını düşünmek gibi bir ön yargım var. Buna belki ”ön yargı” yerine ”düşünsel angajman” da denebilir. Bence bu ön yargıların en şiddetli ve tehlikelisi genellikle siyasi inançlardan kaynaklanıyor. Bunun yurdumuz insanının başına yüz yıldan fazladır bela olduğunu düşünüyorum. Fazlaca kuvvetli, kemikleşmiş siyasi inançlar adamı aptal yapıyor. Bu hastalığa yakalanan insan, şahane polemik üretebilir, örgütlenme yapabilir ama düşünce üretemez. Burada sözünü ettiğim “aptallar” siyasi bir kariyeri olan, 24 saatini bu işe verip geçimini buradan sağlayanlar değil. Yani profesyonel siyasetçilerden bahsetmiyorum. Onlar da polemikten başka bir şey üretemeyen düşünce fakirleri. Ama onlara “aptal” demeye dilim varmıyor, çünkü tuzları kuru.

Bahsettiğim aptallar, tüm gün çoluk-çocuğunun rızkı için uğraşan, siyasetten aman aman bir beklentisi olmayan, ama inancını delice her fırsatta savunan, her şeye bu siyasetin bakış açısından bakan amatörler.

Bazılarının da bilinen hiçbir politik partiye bağlılığı-yakınlığı yoktur, ama bir şeylere karşı olmak ya da taraftar olmak gibi “partili olmayan” inançları var gibi görünüyor. Bu angajmanlar da da bağnazlık düzeyine çıkabilecek kadar kuvvetli ve aptallaştırıcı olabiliyor. Bu biraz futbol fanatizmine benzetilebilir. Bunların en “moda” olanları arasında, “Ak Partiye karşı olmak”, “kürtlere (PKK gerekçesi ile veya sevmediklerinden) karşı olmak”, “milliyetçi olmak”, “Atatürkçü olmak”, “yurtsever olmak” gibileri var. Bu görüşleri bağnazca savunan, ancak bir partiye angaje olmayan bu partisiz siyasetçiler hiç de az değil. Bağnazlığa varınca, partisiz siyaset de partili siyaset kadar bence “aptallaştırıcı” bir ön yargı yaratabiliyor; bunları da dediğim “aptal” grubuna sokuyorum.

Arada açıkça siyasi “inancı” falan olmayan, ama siyasetten yana beklentileri, avantajları ya da korkuları olan, bu nedenle ”muktedir” siyasetle iyi geçinenler de mutlaka vardır. Hatta bunlar savundukları siyasete “karşı” gibi tavırlar da sergileyebiliyorlar. Bunları “aptal” grubuna sokamıyorum. Beklentisi, avantajı, taraf tutması olup ta açıkça partizan gibi davranmayanlardan hiç hazzetmiyor, korkudan böyle davrananların halinden anlıyor, haklı buluyor ve onlar için üzülüyorum.

Bir de kişisel aşırı hassasiyetlerimiz var, bu belki birazcık bizim mesleğe özgü de olabilir. Bu hassasiyet, alınganlık boyutuna, hatta bazen paranoid boyuta ulaşabiliyor. Epeyce bir çoğunluğumuzda da var; hiç birimiz burnumuzdan kıl aldırmıyoruz. Bence bu saman alevi tartışmacılarının da çoğunluğu bu gruba giriyor. (Sanırım ben de bu gruba giriyorum)

Şahsen üstteki dört gruptan ilk üçünü, meslek bilincimiz ve örgütlenmemiz açısından çok tehlikeli, zararlı ve işe yaramaz buluyorum.

Son grupsa, tamamen biz “normal” hekimler oluyoruz galiba. Pipirikli, alıngan, burnundan kıl aldırmayan, zaman zaman paranoid. Bu nedenle zaman zaman pire için yorgan yakan, amacına uygun veya uygunsuz olarak “kullanılan”, biraz zahmet ve manipülasyon gerekse de idare edilebilen, belki bıyık altından gülünen ama bence kesinlikle “aptal” sınıfına girmeyen…

Yukarıdaki tablo içinde yaşayan hekim topluluğunda bir de “bir araya gelmek, örgütlenmek, pazarlık gücü oluşturmak” gibi istekler var. İlk bakışta bu tablodan bu istekler çıkmaz gibi görünüyor. Ben “çıkabilir, sadece sandığımızdan çok fazla zaman alacaktır” düşüncesindeyim. Bunu hızlandırmak için neler yapılabilir, belki bu konudaki düşüncelerimi de başka zaman yazarım. Benden önce yazan olursa da seve seve yayınlarım.

Ama şimdi bakın bu bir sayfayı aşan girizgâhı neden yaptım:

Bu tartışmalar esnasında, pek aralarda oldukça sağduyulu ve düşünülmüş yazılar da görüyorum, ama herkes kafasını bir noktaya taktığı için bunların yeterince değerlendirilmediğini sanıyorum. Bir güvenlik tartışmasının kuru gürültüsü arasında, Doktor Besim Perdahcı Beyin yazdığı bir mesaj acaba kaç aile hekiminin dikkatini çekti:

Arkadaşlar önce ki tecrübelere dayanarak, “hayır” diyeceğim bir şey isteyen hastaya bile, önce poliklinik defterinde kayıt açıyor sonrasında ne istediğini soruyorum.

Bu da sonrasında gelişecek tatsız olaylardan önce o şahsın kimliğini garantiye almama yarıyor.

Saygının, sevginin, huzurun bolca olacağı çalışma günlerimizin özlemiyle hepinize kolay gelsin.

Dr. Besim PERDAHCI, Yamanevler ASM, 34.37.042

Arkadaşlar, öncelikle bu kayıt işi bizim görevlerimizden biri. Bunun için maaş alıyoruz, mecburuz, yaptığımız işin kaydını tutmalıyız. İşverenimiz bunu bizden istiyor.

İkincisi, kaç adli tıp toplantısına katıldı isek, meslektaş konuşmacılar ve de hukukçular “kayıt yapın, kayıt yapın” diye kaç defa vurguladılar. “Kendinizi korumak istiyorsanız, hastalık - acil – muayene – reçete – uygun talep – uygunsuz talep – kavga; her olayda mümkün olduğu kadar çok bilgi yazın” dediler; “ne kadar çok bilgi, o kadar iyi” dediler.

“Poliklinik defterinde minnacık bir dikdörtgen var, yer yetmez” dedik.

“Alttaki bir satırı, iki satırı kullanın, gerekirse yarım sayfayı kullanın, bol bol yazın” dediler.

Biz, “defterin yakışıklılığı bozulmasın, numara düzeni bozulmasın” diye önemsemedik.

Her yargıç, savcı önce kayıtlarınızı isteyecektir. Kayıtlarınız boşsa, kalanı sizin söyleyeceğiniz kuru laftır. “Yaptım” ya da “yapmadım” diyeceğiniz şey kayıtta yoksa ne değeri olur?

Bunları yazan ben kaç defa; bağırıp çağırıp, ortalığı yıkıp, kapıları çarpıp giden insanların ardından adını bile bilmeden, elim ayağım titreyerek bakakaldım.* Ardından hep bu “önce kayıt” işine alışmam gerektiğini düşündüm, bir daha olmayacağını sandığımdan olsa gerek, hep sonradan unuttum gitti. Kafamdaki ışığı Besim Beyin mailini okumak yaktı. O gün bu gündür her başvurandan en önce kimlik istemeye kendimi alıştırmaya çalışıyorum. Sizlere de önerim, mekanik ve yanılmaz bir alışkanlık kazanana kadar birbirinizi eğitmeniz ve denetlemenizdir.

Her başvurana, önce “hoş geldiniz”, ardından, “kimlik lütfen!” (Devam edecek)

* Bu olaylardan birinin bir özetini yayınlayıp oradan da şu SABİM meselesine bir değineceğim. Hekimler arasında çok sayıda SABİM mağduru olduğuna inanıyorum.

Yorumlar

1. Ersan TAŞCI

03 Eylül 2012, 10:01

Değerli meslektaşım;

Rahmetli Aziz Nesin “Bu ülkede insanlar kuru ekmekle besleniyorlar bu yüzden zeka gelişimleri eksik kalıyor. Nüfusun neredeyse yarısı bu durumda” dediğinde, basının kışkırtmalarıyla, vay Türk halkına “aptal” dedi sonucunu çıkaranlar, başka kışkırtmalarla hem onu hem de yanındakileri yakmaya kalkıştılar. Sen hiç korkmadan bu ülkenin en zeki grubu olduğunu iddia eden bir camianın gruplarda yazışan %80′ini aptal ilan ediyorsun. helal olsun.

Ama merak etme, Aziz Nesin’de olduğu gibi hepimiz kendimizi aptal olmayan öteki gruptan addedip yaşamımızı huzur içinde ve yazışmalarımızı aynı hödüklükle sürdürebileceğiz.

saygılarımla…

Not: şimdi bu yazıya sırf Aziz nesin’in adı geçtiği için öfkelenip destanlar da döktürülebilir elbette. Bu potansiyel hepimizde var.

admin

03 Eylül 2012, 13:25

Ersan Bey, son cümlenizde yazdığınız tam da benim anlatmak istediğim tartışmalara güzel bir örnek oluşturuyor. Mail gruplarında birkaç yüz hekim yazışıyor. Yazışanlar, 22 000 aile hekiminin yanında azınlıkta kalıyor. Etrafımız bir sessiz çoğunlukla çevrili ve bence bunu sık sık unutuyoruz. Bu arkadaşların içinde ne cevherler, ne zekalar var. Bazen mail gruplarındaki bu ‘sert ve faullü’ oyunun, bu insanların çekinmesine yol açtığını düşünüyorum.

Yazımda yaptığım “aptal” tanımında “bağnazlık derecesi” aranıyor. Bunu kimse üstüne alınmayacağından öfkelenen çıkacağını sanmıyorum (küçük bir ihtiyat payım var tabii).

Aslında bu yazdıklarımı ayrı bir yazı konusu olarak ne zamandır düşünüyorum. Besim Beyin notuna girizgah yazarken kendiliğinden dökülüverdi. Mail gruplarında yazdıklarına bakılırsa, aramızda tanımladığım gruplara girebileceğini düşündüğüm insanlar var. Ama bu izlenim sadece yazılara dayanıyor. daha iyi bir kanaate varmak için yaşamın içinde tanımak gerek.

Aslında bu eskizini çizmeye çalıştığım gruplar içindeki partili ve partisiz bağnaz siyasetçiler, bu “tehlikeli, zararlı ve işe yaramazlar” her toplulukta var. Yazım onlar için yazılmadı, çok kemikleşmemiş olanları dışında onlara vereceği bir şey yok. Fanatik kendi zekasını kendi elleri ile yakmıştır. O da zaten bu yazıya aldırmaz bile.

Sözüm, işini yapmaya çalışan dürüst, çalışkan, vicdanlı, hastasını da devleti de gözeten, bu yasal belirsizlik ortamında bürokrasinin taş duvarının ve acımasızlığı ile karşı karşıya kalmayı, hasta bıçağını göze alan yiğit, idealist, naif, idare tarafından SABİM ile, performans ile, “yanarsınız, soruşturma açılır” tehditleri ile, belki içimizdeki “ajan manipülatör”lerle -bence gereksiz yere- tarbiye ve manipüle edilmeye çalışılan, çoğunluğu oluşturan hekimlerimizedir. Bence aile hekimlerinin sessiz çoğunluğunu onlar oluşturuyor. Bu insanlar çoluk çocuğunun rızkını çıkarmaya çalışıyor. Bazen dolmuşa binebilir, birbirlerine düşebilir, komik duruma da düşebilir. Bazen bürokrasinin şerrinden korkabilir, belki bundan dolayı saçmalayabilir, ama kesinlikle aptal değil tam tersine çok akıllı ve renkli insanlardır.

Hekimlerin yaygın, bilinçli ve katılımcı örgütlenmesi, ciddi bir pazarlık gücü oluşturması söz konusu ise, bu sessiz çoğunluğun aktive olması lazım. Fanatiklerin sesi çok çıkar, ama onlardan fikir çıkmaz. Sessiz çoğunluğun fikrini, katılımını sağlamamız lazım. Meslek odalarımız ve AH derneklerimizde seçtiğimiz temsilcilerimizin de, görüşlerini oluştururken bu insanlardan esinlenmeleri gerekiyor. Bunun için de sessiz çoğunluğun sesini duyurabileceği yollar açmak lazım. Ve önderlerimizi fanatiklerden seçmememiz lazım.

2. Gökalp ASLANEL

03 Eylül 2012, 21:17

“Gruplarda Tartışmalar, Boş Laflar ve Arada Kaynayan “Düşünülmüş” Yazılar (1).”

Çok güzel geldi bana. Ersan TAŞCI kardeşimin yazdıklarından sonra yazılanlar ise daha da güzel.

Grubumu çözemedim. 5. grup da ola bilir desem. 5. Kol bu diyen tepkiler olur. Demedim sayılsın.

Bir de yazan her ne demekse ”admin” olmasa .

Derya

05 Eylül 2012, 06:36

Gökalp Bey çok teşekkür ederim. Kanıtlar’ın tek editörü olaraktan ta en başta yazılarımın altına imza atmayı ihmal ettim, bu da bir gelenek haline geldi. “Admin demiş ki” yi ben de farkettim. Bu nedenle buradaki yazışmalara imza ekliyorum. Ama bazen yine, hele de aynı şahısla yazışmalar olunca yine ihmal ediliyor. Bu “admin” yönetici gibi bir şey olsa gerek ve bu da ben oluyorum galiba. Web tasarımımı hazırlayan Sinan Köymen kardeşim bu yazışmaları izliyor. Umarım beni ifade etmek için kullanılan bu garip kelime yerine adımı yazar. Başarılı çalışmalar diliyorum. Derya

Son Paylaşımlar
Arşiv

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus