Malpraktis Zararlarında ‘Uzlaşma’ Prosedürü Ölü Doğumdur

04.09.2012

Avukat ve hekim Erkin Göçmen, Adana Erkek Lisesi’nden mezun oldu. 1987 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde başladığı tıp eğitimini 1993 yılında tamamladıktan sonra, Sağlık Bakanlığı’na bağlı çeşitli sağlık kuruluşlarında hekimlik yaptı. Bu arada Türkiye ve Ortadoğu Kamu Yönetimi (Amme İdaresi) Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimi aldı. 2000 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nde başladığı hukuk eğitimini 2004 yılında tamamladı. Aynı yıl, Sağlık Bakanlığı’ndaki hekimlik görevinden ayrıldı. 2006 yılından bu yana Ankara Barosunda serbest avukatlık yapmakta ve aynı zamanda Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde sağlık hukuku dersleri vermektedir.

Sağlık Bakanlığı, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yasalaşan ‘tazminat taleplerinde uzlaşma’ usulünün uygulanmasını gösteren düzenlemeyi yayımladı. Bu yazıda,  uzun adı Sağlık Mesleklerinin Uygulanmasından Dolayı Uğranılan Zararların Uzlaşma Yoluyla Halledilmesine İlişkin Yönetmelik olan, Uzlaşma Yönetmeliği hakkında görüşlerimizi aktarmak istiyoruz.

 

Öncelikle, uzlaşma uygulamasının ölü doğduğunu, Türkiye’de uygulanma yeteneğinin olmadığını belirtmek istiyoruz. Ülkemizde, maddi hasarlı basit bir trafik kazasında bile taraflar uzlaşmaya yanaşmazken, bir tıbbi uygulama hatasından kaynaklandığı iddia olunan zarardan dolayı tarafların mahkemeye gitmeksizin uzlaşmasını beklemek oldukça iyimser bir yaklaşımdır ve hayata uygun düşmemektedir.

 

Kaldı ki ‘uzlaşma’ konusu hukukumuza yeni girmiş bir uygulama da değildir. Hukuk Yargılaması alanında 1927 yılından bu yana ‘sulh’ müessesi bulunmaktadır. Tazminat yargılamasında, taraflar gerek dava içinde gerekse dava dışında her zaman ‘sulh’ olabilme hakkına sahiptir. Ancak bu konuda tarafları sınırlayan yasal bir engel olmamasına rağmen, ülkemizde tazminat konusunda, özellikle ‘dava dışı sulh’ uygulamasına neredeyse hiç rastlanmamaktadır. Tıbbi uygulama hatası iddialarında, bu alışkanlığın değişmesini beklemek için yeterli ikna edici sebep de bulunmamaktadır. 

 

Ayrıca, bir tıbbi uygulama hatası iddiasında kusurun olup olmadığı, dahası zararın bulunup bulunmadığı ancak yargılama neticesinde anlaşılabilecektir. Bunun için tarafların delilleri toplanacak, tanıklar dinlenecek, ardından bu verilere göre bir bilirkişi incelemesi yapılarak kusurun mevcudiyeti araştırılacaktır. Yargıtay’a göre kimi durumlarda toplanan deliller yeterli olursa bilirkişi incelemesine gerek bulunmamaktadır. Ancak buna karar vermek için de yine yargılama gerekmektedir. Bu sebeple muhakeme olmaksızın tarafların uzlaşmayı kabul etmeleri, menfaatleri bakımından da tercih edilebilir bir durum değildir.

 

Yine, uzlaşma müzakereleri sırasında taraflar arasında görüşmeler yapılacaktır. Ancak uzlaşma sürecinin anlaşmayla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı bu aşamada henüz belli değildir. Uyuşmazlığın her an mahkemeye taşınması mümkündür. Bu bakımdan taraflar, sadece yargılama sırasında ileri sürebilecekleri iddia ve savunmalarını,  uzlaşma sırasında açık etmek istemeyeceklerdir. Bu durum da ‘uzlaşma’ uygulamasının başarısını sınırlayacak önemli bir faktördür.

 

Diğer yandan uygulamaya göre uzlaştırıcı, sağlık mesleği mensubunun mesleki kusuru bulunduğunu kabul etmemesi halinde kusurun bulunup bulunmadığını araştırma için bilirkişiye başvuracaktır. Ancak bunun için Yüksek Sağlık Şurasının belirlediği bilirkişilerin görüşüne başvurma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durum da uzlaşmanın zayıf taraflarından birisi olarak öne çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Yüksek Sağlık Şurasının zorunlu bilirkişilik mercii olduğuna ilişkin kanun hükmünü iptal etmesinden sonra, hala bu noktada direnmek ve taraflara dayatmada bulunmak da isabetli olmamıştır ve bu durum da uygulamanın hayata geçmesini zorlaştıracaktır.

 

Sonuç olarak, tıbbi tazminat taleplerinde uzlaşma uygulamasının pratikte bir karşılığının olmayacağı kanaatindeyiz.

Please reload

Son Paylaşımlar
Please reload

Arşiv
Please reload

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus