Türkiye’de Sağlık Sisteminin Temel Sorunları

Doç. Dr. Paşa GÖKTAŞ Develi’de doğdu. 1977 yılında Hacettepe Ü. Tıp Fakültesinden mezun oldu. Enfeksiyon H. ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlık eğitimini Ankara Ü, Tıp Fakültesi ve Haydarpaşa Nümune EAH’de aldı. Doçent olduğu 1992 yılında Haydarpaşa Nümune EAH Enfeksiyon H. ve Klinik Mik. Şefliği’ni kazandı, bu görevi 2011 yılına kadar sürdürüp aynı yıl emekli oldu. 180 üzerinde yayını olan Dr. Göktaş bunlar dışında sağlık sistemi ve laboratuvarlarda kalite sistemleri ile ilgili yazılarını sürdürüyor. Dr. Göktaş, Tıp Laboratuvarları Derneği kurucu ve başkanı, Gelişim Tıp Laboratuvarları'nın yöneticisi, evli ve iki çocuk babası. Istanbul Tabip Odası 2012 seçimlerinde, Özgür Hekimler Platformu listesinden TTB delege adayı olan Dr. Göktaş halen platformun yöneticileri arasında yer alıyor.

Sağlık Sistemimiz Problemsiz mi?

Sağlık sistemimizin, oldukça iyi durumda olduğu, neredeyse problemsiz olduğu ve diğer ülkelere de model olarak gösterildiği biçiminde bir hava yaratılmaya çalışılıyor. Halka yansıyan yönüyle, sağlık hizmetlerine erişimde bir kolaylık ve hızlılık sağlanmış durumdadır. Halk üzerinde memnuniyet yaratan durum da, büyük ölçüde bu nedenden kaynaklanıyor. Ancak, sunulan hizmetlerin ülkeye ekonomik faturası büyük boyutlarda ve önümüzdeki yıllarda da bedeli ödenecek bir ekonomik yük söz konusudur.

Sonuç olarak, sağlık sistemimiz sorunsuz değildir, içinde ciddi sorunlar barındırmaktadır. Bunları özetle şöylece sıralayabiliriz.

Sağlık Hizmetlerinde Temel Sorunlar

1. Ekonomik olarak sürdürülebilir olmayan popülist yapı

Özellikle, sağlıkta kamu harcamaları ciddi boyutlardadır. SGK’nın yıllık sağlık giderleri, 10 yılda 4.5 milyar TL’den 36.5 milyar TL’ye yükseldi. Sağlık Bakanlığı da, genel bütçeden 17.5 milyar TL civarında bir miktar alıyor. Yalnızca Sağlık Bakanlığı ve SGK’nın harcamaları, 54 milyar TL’yi buluyor. Diğer kamu harcamalarını saymıyoruz. Sadece 54 milyar TL bile, 330 milyar TL civarında geliri olan bir ülke için sürdürülebilir değildir. Çünkü hem SGK’nın hem de Türkiye bütçesinin yılda 30 milyar TL üzerinde açığı bulunmaktadır ki bu açık büyük ölçüde dış borçla kapatılıyor.

Borcun oluşumu ve artışında, kamu sağlık giderlerinin payı ciddi orandadır. Borç sağlanmasında bir tıkanıklık, tüm sistemi sıkıntıya sokabilecek gibi görünmektedir.

2. Yanlış sağlık modellerinin desteklenmesi

Nedendir bilinmez, ilginç bir şekilde Türkiye hastanecilik modelini destekliyor. Hâlbuki dünyada ülkeler, hastaların öncelikle ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarından hizmet almasını destekler. Çünkü bunun maliyeti daha ucuzdur. Bu nedenle de, hastaların öncelikle ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarından geçmeleri teşvik edilir.

Türkiye’ de ise şemsiye tersine tutuluyor ve hastanecilik modeli destekleniyor. SGK bu kuruluşlarla sözleşme yapıyor. Ayaktan tanı ve tedavi kuruluşları olan poliklinik, muayenehane ve laboratuvarlarla sözleşme yapmayarak hastaların, daha yüksek maliyetli bir model olan hastanelere yönelmesini teşvik ediyor.

Açıkçası, SGK kendi eliyle kendi giderlerini artırıcı bir faaliyet içerisindedir. Belki de farkında değildir.

3. Hastane kampüsleri bilmecesi

Çok sayıda hastane kampüsü yapılacağını okuyoruz. Bunların her birinin maliyetlerinin de 3-5 milyar dolarlar civarında olduğu belirtiliyor. En son, bunlardan bazılarının yargı kararıyla bozulduğunu okuyoruz.

Biz de, bu kampüslerin yapımının ülke ve kamu yararına olmadığını, gereksiz savurgan projeler olduğunu, rant yönünün ağırlıklı göründüğü düşüncesindeyiz. Türkiye, öncelikle elindeki mevcut kuruluşları daha gerçekçi maliyetlerle ıslah ederek değerlendirmeli, ülkeyi büyük boyutlu borçlanmalara sürükleyecek harcamalardan kaçınmalıdır.

Ayrıca sağlıkta tek merkezli yapılanmadan çok, erişimi kolay, trafik sorunlarını azaltan çoklu bölgesel ve yerinde hizmet anlayışına yönelik projeler desteklenmelidir.

4. Sağlık bakanlığı’nın garip yapılanması

Sağlık Bakanlığı, ülkemizde garip bir rol sürdürüyor. Hem standart koyucu, hem denetleyici, hem de en büyük hizmet sunucudur. Hem hakem hem oyuncudur.

Tabii ki böyle olunca, objektif davranması beklenemez. Örneğin, kendi hastanelerinde bile olmayan fiziksel koşulları, vatandaşın kendi parası ve tercihiyle gönüllü olarak gittiği basit muayenehanelerden isteyebiliyor. Özel sağlık kuruluşları, sürekli olarak Bakanlığın çifte standart uyguladığından yakınıyor. Bu durum, Bakanlığın çarpık yapılanmasından kaynaklanmaktadır.

Sağlık Bakanlığı, standart koyucu ve denetleyici rolünü sürdürmeli, hizmet sunumundan çıkmalıdır.

5. Performans sistemi ile gelen iç kalite bozulması

Devlet hastanelerinde uygulanan performans sistemi, amacından sapmış durumdadır. Kâğıt üzerinde puan üretimine dönüşmüş bulunuyor. Sistem hastaya hizmetten çok, kâğıt üzerinde performans üretenlere hizmet eder hale geldi.

Riskli işlemlerden kaçınılıyor. Döner sermaye azalacağı kaygısıyla hastaların tetkik edilmesi göz ardı ediliyor. Açıkçası, bir iç kalite bozulması söz konusudur.

Bu nedenle, performans sisteminin kaldırılması daha doğru olacaktır.

6. Sağlık sisteminin SUT fiyatlarına mahkûm edilmesi

SGK ödemelerine esas oluşturan SUT fiyatları, kamu hastaneleri için düzenlendi.

Ancak, maliyetleri daha farklı olan özel kuruluşların da bu fiyatlara uyması isteniyor. Bu durum mümkün değildir.

SUT fiyatları ya gerçekçi temelde yeniden belirlenmeli, ya da özel kuruluşlara kendi maliyetlerine yönelik ücret uygulama esnekliği sağlanmalıdır.

7. Fark kısıtlamasının sistemi tıkaması

Bir önceki konu ile bağlantılıdır. Özel sağlık kuruluşları da, kendi maliyetlerine bakılmaksızın, kamu kuruluşları için belirlenmiş olan SUT fiyatları ile ilişkili sabit fark oranları almaya zorlanıyor.

Bu durum, ya kuruluşların iflasına, ya da kalite düşürmelerine yol açıyor.

Kalitenin artırılması, korunması ve geliştirilmesi için, özel kuruluşlarda fark sınırı kaldırılmalı ve esnek fiyat uygulayabilme olanağı sağlanmalıdır.

8. Üniversite hastanelerinin iflasa sürüklenmesi

Bu durum da, yukarıdaki konu ile bağlantılıdır. Üniversite hastaneleri, şu anda iflas durumundadır.

Çözüm, onların da özellikli işlemleri için esnek fiyat politikası uygulayabilmelerine imkân tanınmasıdır.

9. Tüm sağlık kuruluşlarıyla sözleşme yapılmaması

Sağlık kuruluşları arasında ayrım yapılıyor, SGK yalnızca belirli sağlık kuruluşlarıyla sözleşme yapıyor.

Halen, SGK ile sözleşme yapmayan poliklinikler, muayenehaneler ve laboratuvarlarla da sözleşme yapılmalı, kuruluşlar arasında adalet sağlanmalıdır.

10. Anlamsız ve katı çalışma modellerinin bulunması

Son dönemlerde, esnek çalışma modelleri kaldırılarak, anlamsız ve katı çalışma modelleri getirilmiştir. Örneğin, bir hekim ikinci bir görev sürdüremiyor. Belirli saatten sonra da çalışmak istese, çalışamıyor.

Çalışmayı ve üretimi kısıtlayan bu akıl dışı ve anlamsız kısıtlamalar kaldırılmalı, aksine daha fazla çalışmayı teşvik eden, hatta ödüllendiren uygulamalar getirilmelidir. Bu durum, Türkiye’nin gereksinimidir ve yararınadır.

Sonuç

Görüldüğü gibi, sağlık sistemimizin sorunları az değildir. Ciddi sorunlarımız bulunuyor.

Bu sorunların çoğunluğu çözülebilecek sorunlardır. Ancak şu anda bir akıl tutulması ve tıkanıklık söz konusudur. Sorunların çözümü için, daha esnek ve diyalogu benimseyen bir yönetim anlayışına gereksinim vardır. Eksiklik bu yöndedir.

Son Paylaşımlar
Arşiv