Hekimler ve Siyaset: “Tıp Bu Değil”


Dr. İlknur Arslanoğlu‘nun editörlüğünde bir araya gelen 14 hekimin yazılarından oluşan “Tıp Bu Değil“i okumaya başlar başlamaz, Kaan’ın yazdığı aşağıdaki bölümün tam da aradığım yazılardan biri olduğunu fark ettim. Hemen bir mail attım, yayınlamama izin verdi. Kitaptan bir kaç kısa bölümü daha burada yayınlamak istiyorum, okuyabilirsiniz. Elbette sadece bir kaç kısa bölüm tabii, gerisini istiyorsanız bir kitapçıya uğramanız şart. Buraya tanıtım yazısı koymak istedim, ama bir kitap için “kısa” bir tanıtım yazısı yazmak göründüğü kadar kolay değil. Bunun için kitabın arkasını kopyalamaya niyetlendim, bir de ne göreyim, Sağlık Bakanı bile okumuş… Oradan da Bakanın sözlerini araklayarak bu işi halletmiş bulunuyorum: “Bu kitapta tıbba sosyalist açıdan bakmışsınız. Çok samimi, iyi yazılar da var, ezber suçlamalar da…

Tıp Bu Değil'den alındı*

Bu kitabın yazarları, değişik siyasi görüşlerde ve kanaatlardadır. Sağlık alanındaki siyasi görüşleri birbiriyle hayli örtüşmektedir, ama o bile tam değildir, böyle bir şey zorunlu da değildir. Daha fazla ayrışmaya ve kavgaya neden olmasın diye, baştan vardığımız ortak bir iradeyle, sağlık alanındaki siyasal duruşları öne çıkarmayı özellikle istemedik. Örneğin TTB ve izlediği politikalar konusunu da açmadık.

Bu kitabın hazırlanma çalışması kapsamında İTO’nun “Hekim Forumu” arşivine de göz attım. Oradaki bir yazı özellikle ilgimi çekti. Hekim örgütümüzden emektar bir büyüğümüzün-hocamızın, bugünkü rantiye tıbbı temelinden silkeleyen bir yazısıydı ki, şu kitaba almak ne güzel olurdu. Altına kesinlikle destek imzamı atabileceğim doğru bir yazıydı. Ancak bu hocamız, hekim örgütünü gündelik siyasetin içine çekenlerin başında gelmekteydi. Şahsen benim tabip odalarının büyük siyasetle veya gündelik partisel duruşlarla ilgilenmemesi gerektiği yönündeki itirazlarımı kıranların da başında gelmekteydi.

Sol görüşlü hekimlerin çok büyük çoğunluğu, şimdi bu kitapta günümüzün modern tıbbını eleştiren ve doğrusuna işaret eden yazıları tamamına olmasa da büyük bölümüne katılacaktır. Hatta sağ görüşlü hekimlerin de belli bir bölümü o görüşleri destekleyecektir. Burada konunun cidden en can alıcı noktası, yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi, “neye öncelik verdiğinizle” ilgilidir.

Öncelikleriniz başka şeylerse, sözle kabul edeceğiniz fakat öncelikleriniz içinde yer almayan doğruları pek kolay gözden çıkarırsınız. Örneğin, tabip odalarında sağlık politikalarının ötesinde siyaset yapmak diye bir önceliğiniz varsa, sağlık konusundaki politik mücadelenizi zayıflatmak pahasına onda ayak dirersiniz.

Ne yazık ki politiklerimizin ezici bir çoğunluğu “politika yapmak”tan farklı bir şey anlıyor. Gerçek şöyle ki, “doğru bir tıp pratiği” için mücadele edenlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda politik insanlar ve öncelikli olarak sağlık politikalarıyla ilgilenmeyi zül addedecek kadar keskin politik insanlar. Ezici çoğunluk böyle derken “ezme”nin somut anlamını da kastediyorum. Çünkü bunlar, politikayı böyle algılamayıp yaşamayanları bulundukları ortamda eziyorlar.

Daha büyük siyasetle ilgilenmek uğruna, sonuçta sağlık alanında hayli benzer düşünen insanlar birbirinden kopuyor. Çünkü bu benzerlikleri değil büyük politikalardan ötürü ayrılıkları bilhassa görür hale geliyorlar. “Emek politikaları birleştirir, öteki politikalar emekçileri ayrıştırır” diye zaman zaman yinelenen bir doğru var. Sağlık alanında, tıp uygulamalarında yürüteceğimiz, yürüttüğümüz politikalar, hakikaten iyi niyetli sağlık emekçilerini, doktorları, akademisyenleri birleştiriyor, büyük siyasetin büyük sorunları ise alabildiğine ayrıştırıyor. Bu kimin işine geliyor, bir düşünün lütfen.

Buradaki amacımız elbette peygamber zihniyetiyle yapay barış çağrıları yapmak ya da Türk filmlerindeki gibi “Durun! Siz aslında kardeşsiniz” komik repliğini yinelemek değil. Siyasi ayrılıklar bu derece keskinse tabipler arasında ki keskin olduğu aşikârdır, bunun sonuçları da görülecektir. Amacım, o noktada ilk satılacak ve satılan ilkelere işaret etmektir. Siz eğer büyük politikayı, gündelik partisel politikaları kendi çalıştığınız alanda, emek alanında da en önde görüyorsanız, bunun doğal sonucu olarak bunun başarısı için kiminle birleşmeniz gerekiyorsa onunla birleşmekten, birlikte hareket etmekten kaçamazsınız. Büyük siyaseti en önde gören her kanattan hekim için bu geçerlidir. Politik başarı için, tıp pratiğinde sizinle aynı düşünen, doğru işler yapan hekimleri bir çırpıda gözden çıkarırsınız.

“Siz iyi hekimlik için, siz tıpta sosyal politikalar için mücadele etmiyorsunuz!” suçlamalarını hangi politik kanatta olursanız olun şiddetle reddedersiniz. Bunun haksızlık olduğunu bağırır, hatta dost kitlelerinize haklılığınızı kabul ettirirsiniz. Yaptığınız panelleri, eylemlerinizde kullandığınız kimi sloganları, taşıdığınız dövizleri, yazdığınız makaleleri gösterir, o alanda da bir numara olduğunuzu beyan edersiniz. Oysa siyasi öncelikleriniz nedeniyle medikal kartelle girdiğiniz iyi ilişkileri veya adı konulmamış uzlaşmaları, hiç sorgulamaksızın piyasa tıbbını icra eden zengin meslektaşlarınızla dayanışmanızı, yolsuzluk yapan çok sayıda meslektaşınızın üstüne gitmeyişinizi, tıp fakültelerinde bilim adı altında öğrencilere ticari şarlatanlık öğretilmesine direnmeyişinizi, aksine bunlardan yararlanmanızı gözlerden gizlersiniz. Hangi kanattan olursanız olun, mesela hükûmete karşı nasıl şiddetli muhalefet yaptığınız gibi şeyleri öne çıkarırsınız.

Oysa samimi olmayan, kendi meslek pratiğinde doğru bir zeminde durmayan en keskin muhalif politikalar bile döner, o çok önem verdiğiniz büyük politikayı vurur, sizi zayıflatır, iktidarın elini güçlendirir. Türkiye’nin 90’lardan beri içinde bulunduğu muhalefet tablosu…

Bu kitabın amacı, tıpta doğrunun ne olması gerektiğini yeniden ateşli bir tartışma haline getirecek hevesi yaratmaktır her şeyden önce. “Doğru” “büyük politika”lar herhalde yaşanan hayattaki, halkın yaşadığı hayattaki gerçek doğrulara oturan politikalardır. Bazen en etkili siyaset başlangıçta siyaset gibi görünmeyendir.

Ne ki biz bunları yazdık diye “büyük politika” çekiciliğinden bir şey yitirmeyecektir çoklarının gözünde. Sağlıkta doğru politikalar, genel büyük siyasete feda edilecektir. Tıp teorisi ve pratiğinde doğru duruş da günübirlik sağlık politikalarına feda edilecektir. Başka bir deyişle, hiyerarşide en üstte genel politika, altta buna bağlı güncel sağlık politikaları (mesela hükümetin her atağına karşı atak yapmaya çalışma), en sonunda da kendi alanımızda doğru tutum vardır. ”Kendi çalışma alanımızda doğru tutum ne olmalıdır”ın tartışması “üfürükten bir konu olarak en iyi ihtimalle gündemin üçüncü sırasında yer bulacaktır.

Buradan çıkan sonuç şu değil: Hekimler büyük politika yapmasın! Hayır, isteyen kendi çalışma alanı içinde, isteyen hekim önlüğünü çıkararak istediği alanda, istediği kadar siyaset yapabilmeli elbette. Yapabilmeli değil sadece, keşke daha çok hekim siyaset yapsa. Yanlış olan, öncelikleri ve alanları birbirine karıştırmak ve her alanda aynı kalıp siyaseti ön plana çıkarmaya çalışmaktır. Örneğin, sağlık alanında temel doğru duruş, her şeyin önünde yer almalıdır. Sağlık emek alanındaki öncel kabul edilecek sağlık politikası mücadelesi de buna dayanmalıdır. Yanlış olan hekim örgütlerini partiye dönüştürmektir, parti gibi görmektir. Sağlık alanında bilimselliği yeniden tartışmaya açmak, toplumcu bakış açısını, ticari olmayan tıp uygulamalarını yaymak, örgütlemek, bunun kuram ve pratiğini oluşturmak, gençleri buna göre yetiştirmek ve motive etmek, bence hekim örgütlerinin epeyce on yıllardır ihmal edilen başat görevidir. Öte yandan hekim örgütleriyle veya bağımsız örgütlenmelerle böylesi halkçı duruşlar, çabalar göstermeksizin halkla nasıl temas edip onları nasıl etkileyebileceksiniz. (Tüm alanlarda aynı sorun yaşanmakta).

Dedik ya, büyük siyaset yapanlar kendi siyasi direnişlerini gösterip bunu bir başarı gibi göstermede çok mahirdirler. Bunu yapmalıdırlar ki aynı yolda devam edebilsinler. Vardır elbette onların çalışmalarında da muhalefet adına, toplum adına veya sol adına bir başarı. Ya bu her yerde tek tip politikalar nedeniyle elde edilemeyenler, kaybedilenler, “doğru”nun ve haklının hep dar bir çerçeveye hapsedilmesi, asıl büyük başarısızlıklar… Sağda solda üç-beş-on Türkan Saylan, Ahmet Aydın değil, böyle yüzlercesi bulunsaydı, sanırım ülkede siyaset de çok farklı bir konuma yükselirdi.

Kaynak

Tıp Bu Değil. İthaki Yayınları 2012. Sayfa 12-16. *

Son Paylaşımlar
Arşiv