Özel Hastane Finansmanlarının Sırrı

23.09.2012

Dr. Mutluhan İzmir, 1961 yılında Elazığ’da doğdu. Ortaokulu Ankara Tevfik Fikret Lisesi’nde okudu. Ankara Fen Lisesinde bitirdi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1985 yılında mezun oldu. İki yıllık zorunlu hizmet sonrası 1987-1989 yılları arasında ODTÜ Elektrik Elektronik Bölümünde, biyomedikal mühendisliği doktora öğrencisi oldu. 1990′da asistan olarak girdiği Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri bölümünde 1996 yılında psikiyatri uzmanı oldu ve aynı yıldan beri psikiyatri pratiğini özel hekim olarak sürdürüyor.

Tıp bu değil‘den alındı*

 

Görünüşe göre, geniş insan kitlelerinin ayağına, otelcilik hizmeti açısından konforlu, göz boyayıcı, sıra beklemenin azaldığı, bürokratik işlemlerden uzak ve hastanın birden bire yüklü bir maddi bedel ödemesine gerek kalmayan biçimde sağlık hizmeti götürmenin sırrını birileri keşfetmiş gibi görünüyor. Her taraf şaşırtıcı biçimde ve hızla, içine girdiğinizde beş yıldızlı otele girmiş gibi hissedebileceğiniz tarzda yeni ve özel hastanelerle dolmaya başladı. Ancak herkes bu patlamanın sırrını merak ediyor. Bu durum kimine göre özel sektörün verimli çalışmasının sonucu, kimine göre sağlık bürokrasisinin başarısı. Ancak yine de çok pahalı bir hizmet olan sağlık hizmetini insanlara bu kadar yaygın ve görünüşte düşük bir maliyetle vermenin sırrı bunların dışında bir şey olsa gerektir. Dikkatli bir hesapla aslında, lüks otel hizmeti veren hastanelerin uzun vadede ayakta durmalarının çok zor olduğu görülebiliyor. Zaten bu nedenle özel sağlık hizmeti veren kurumlarda hızlı bir tekelleşme süreci yaşanıyor. Önce bir kaç hekimin bir araya gelmesiyle, ya da yerli sermayenin yaptığı yatırımla kurulmuş olan hastaneler, hızla genellikle yabancı ve daha büyük sermaye gruplarına satılıyor. Kulağı kesik yatırımcılar, birkaç sene içinde büyük sermaye gruplarına satılacak hastaneleri kurup, hisselerin satıp, karlarını ceplerine koydular bile… Bunun yanında, devletlerin bile yapmaya cesaret edemediği büyük çaplı hastane yatırımlarının, büyük sermaye grupları tarafından cesaretle yapıldığını gözlüyoruz. Peki, büyük ve yabancı sermaye gruplarının, az gelişmiş ülkelerin vatandaşlarına konforlu bir sağlık hizmeti verme aşklarının hikmeti ne olabilir, üstelik de çok karlı olmayan bir yatırım alanına girerek?

 

Bu sırrı çözmenin yolu, büyük sermaye gruplarının elindeki özel hastanelerin karlılıklarını, özel hastaneleri tek başlarına birer işletme olarak ele almayıp, ait oldukları sermaye gruplarının diğer faaliyetleri ile bir arada değerlendirmekten geçiyor.

 

Sağlık alanındaki cironun büyük kısmı, hastanın yatmak için ödediği oda ve hekim ücretinin dışındaki ekonomik faaliyetlerden geliyor artık. Yani, yeni teknoloji ile geliştirilmiş pahalı tetkik, girişim, ameliyat sonrası bakım, sarf malzemeleri, ilaçlar ve hatta hastaneden çıktıktan sonra ömür boyu bağlandığı tedaviler nedeniyle kullanacağı ilaç, malzeme, tetkik ve bakım ürünlerinin, bu cironun büyük kısmının oluşturduğunu hesaba katmak gerekir. Bundan 50 yıl önce hastaneye yatırılan bir hastanın tıp endüstrisine kazandırabileceği paranın miktarı bugünkünden çok daha düşüktü, çünkü o günlerde ne tetkik için kullanılacak bugünkü aletler vardı, ne de ömür boyu kullanılacak ilaçlar, malzemeler. Ürün yelpazesinin sürekli genişlemesine neden olan yeni teknolojik yapılanmalar, hasta ve hastalığın başlı başına önemli bir ekonomik faaliyet alanı olarak ortaya çıkmasına yol açtı. Hatta sağlıkla ilgili ekonomik faaliyetin büyüklüğü, silah sanayinin ekonomik büyüklüğü ile neredeyse yarışır hale geldi, belki önümüzdeki yıllarda önümüzdeki yıllarda onu bile geride bırakacak bir boyuta gelecek. Özel işletme haline gelen hastaneleri, bu devasa ekonomik faaliyet ile birlikte düşünmek gerekiyor.

 

Artık büyük sermaye gruplarının her alanda yatırımlarının olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani hastane zinciri kuran uluslararası bir sermaye grubu, zarar edebileceği bir yatırımın yanında, ilaç, tıbbi malzeme, gelişmiş tanı koyma aletleri, pahalı tıbbi teknolojileri ürettiği yatırımları da yapmakta ve bu yatırımlar vasıtasıyla katma değeri, karlılığı çok yüksek ürünler üretmektedir.

 

Sorun, katma değeri ve karlılığı çok yüksek olan bu ürünlerin pazarlamasının nasıl yapılacağı ve satışların nasıl arttırılacağındadır. Sağlıkla ilgili ürünlerin ekonomik bir değer ifade edebilmeleri için, bunları talep edecek hastalara gereksinim var. Bu durumda, bir sermaye grubu, 80 birim kar edeceği bir ürünün kullanımını yaygınlaştırmak ve arttırmak için, 5 birim zarar etmeyi göze alabilir. Basit bir matematik işlemden sonra ortada 75 birim net karın bulunacağını hesaplayınca, küresel sermayenin insanları cezbeden, karlılığı düşük hastane yatırımı yapma tutkusunun kaynağını çözebilmek mümkün hale gelmektedir. Yani eğer beş yıldız konforuna sahil özel hastaneler, bağlı oldukları sermaye grubu tarafından, o grubun başka alanlarda ürettiği katma değeri yüksek, karlı ürünleri, halka ulaştırıldığı son nokta olarak görülüyorsa, bu durumda hastanelerin zararlarının, o sermaye grubunun farklı alanlardaki faaliyetlerden gelen parayla kapatılması çok anlaşılabilir bir şey olmaktadır. Ne kadar çok insan sağlık hizmetine ulaşabilirse, küresel sermaye tarafından üretilmiş olan o kadar çok ürün kullanıma girecektir. Denklem bu kadar basittir.

 

Bu pazarlama çarkının iyi çevrilebilmesi için yalnız para yeterli değildir. Öncelikle iyi hekimliğin, boca yeni ve pahalı teknoloji kullanımı, yeni ve pahalı ilaç yazmak, yeni ve pahalı girişim ve tetkik yapmak olduğuna inanmış hekimler yetiştirmek gerekir. 

 

Ayrıca, bu ürünleri hastalarına önermeleri beklenen hekimlerin, işten çıkartılma, kötü mesleki uygulama kıskacına alınarak, pahalı ve uzun süre kullanılacak sağlık ürünlerini işini kaybetmemek adına ya da eksik tedavi uygulama suçlaması ile dava edilmek korkusuyla hastalarına önermeleri sağlanmalıdır.

 

İkincisi ise, insanların yeni teknoloji ürünü ve pahalı ilaç, malzeme, girişim ve tetkiki talep eder hale getirilmesi gerekmektedir. Ancak insanların bu taleplerini, onları bıktırıp kaçırmayacak bir süreç içinde, mümkün olan en kolay biçimde hedefe yöneltmelerinin de sağlanması gerekir. Hastanelerin kolay ulaşılabilecek, beş yıldız konforunda, çok para ödenmeden sistemin içinde girilebilecek, insanın sanki cennete girmiş gibi hissedeceği, yeniden gelmek isteyeceği bir kurum haline getirilerek, bu sistemin içine olabildiğince çok insanın dahil edilmesi belki de bu nedenle en önemli hedef olabilir. Bu hedef doğrultusunda tüm dünyada, insanın bir yıl içinde hekime görünme sayısında ciddi artışlar gerçekleşmektedir.

 

Az gelişmiş ülke vatandaşlarının tatil yapma, sokaklarında rahatça gezinebilecekleri bir şehirde yaşama, kültürel etkinliklerde bulunma, bir araya gelerek eğlenme ve mutlu olma gibi hakları kısıtlıyken, tıbbi tedavi haklarının en ileri düzeyde korunması gerektiğinin yöneticiler tarafından sık sık dile getirilmesi bir çelişkidir. Bu tür etkinlikler, kar getirici faaliyetler içine girmediği için büyük sermaye grupları tarafından göz ardı edilirken, sağlık giderek büyüyen ekonomik boyutu ile sermaye gruplarının göz diktikleri bir faaliyet alanı haline gelmiştir. Bu nedenle devletin bu alandan çekilerek meydanın bütünüyle sermayeye bırakılması istenmektedir. Günümüzün demokrasilerinde sandıktan, tatil, dinlenme, kültürel etkinlik, eğlenme vaatlerini dile getiren yöneticiler değil, daha çok muayene olma hakkı, daha çok tedavi olma hakkı, daha çık tıbbi girişme maruz kalma hakkını dile getiren yöneticiler çıkmaktadır. Bu sihirbazlığın arkasında medyayı, akademik faaliyetleri, eğitimi ve hatta bilimi kontrolü altına almış olan büyük sermaye gruplarını görmek zor değildir.

 

Kaynak

Tıp Bu Değil. İthaki Yayınları 2012. Sayfa 180-184. *

 

Yorumlar

 

1.  Ersan TAŞCI

24 Eylül 2012, 09:01

 

Sevgili Derya;

Tıp Bu Değil kitabını taksit taksit yayınlıyorsun. (Ameliyatlarla cezaevinden taksit taksit kaçan adamı anımsattı bu bana) Korkarın İthaki seni dava edicek bu gidişle. 

sevgiler.

 

2. Derya

25 Eylül 2012, 13:45

 

Ersan Bey valla Kaan ile konuştum, editör Dr. İlknur Hanım da eşi. Çok fazla bölüm yazmazsak yayınevi kızmaz dedi. Dikkat ediyoruz yani. Eh kitap epey hacimlice, ben de en fazla 15-20 sayfa yayınlayacağım, tanıtım sayılır. Yine de bu ikinci bölümden sonra bir daha danışmakta yarar olabilir. Mutluhan Beyin yazısı şimdiden 300′den fazla okundu.

 

Please reload

Son Paylaşımlar
Please reload

Arşiv
Please reload

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus