Bursa Tabip Odası Reçete Çalıştayı 1: Gerekçe ve Amaç

Dr. Ersan Taşçı mail grubuna, Bursa Tabip Odasının gerçekleştirdiği “Reçete Düzenlemede Yaşanan Etik ve Hukuki Sorunlar Çalıştayı”nın sonuçlarını iletti. Söylediğine göre bu sonuç bildirisi eleştiriler almış. Ben kendisine de yazdığım gibi, bunu hiç yadırgamadım; eleştiri elbette gelecek. Bu metin hekimlerce, hekimler için düşünülmüş, aralarında ve ilgili başka kuruluşlarla tartışılmış ve oluşturulmuş. Gruplarda günü-dakikası birlik yazılmış esintilerden çok farklı görmek lazım. Bence bir kazanımdır ve çok değerlidir. Artık önümüzde bir yol var, gerektiğinde eleştiri ile düzelterek yürüyebiliriz. Herkesin okuması, ister olduğu gibi katılması ister eleştirmesi için el altında kalması gerektiğini düşündüğümden burada yayınlamayı doğru buldum.

Odanın katılımını sağladığı diğer kurumlar: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Etik ve Deontoloji AD -Bursa Barosu -Bursa Tabip Odası -Bursa Aile Hekimliği Derneği -Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği -Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı -Bursa Eczacılar Odası.

Bursa Tabip Odasını ve emeği geçen herkesi candan kutluyor ve teşekkür ediyorum. DŞ

Çalıştayın gerekçesi ve amacı Reçete, reçeteyi yazan hekimden, ilacı verecek kişiye yazılan bir talimat, hekimin imzasını taşıyan ve ona hukuksal sorumluluk yükleyen resmi bir belgedir. Reçete yazmak, hekimliğin temel unsurlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti reçete yazma yetkisini hekimlere ve kısıtlı sayıda ilaç için diş hekimlerine tanımıştır. Reçetenin muhatabı eczacıdır ve ilaçların hastaya verilmesinden sorumludur. Bir hekim düzenlediği reçete ile eczacıya; “tıbbi bilgi, görgü ve deneyimlerimin ışığında, gerekli değerlendirmesini yaptığım hastamın, aşağıdaki ilaçları, aşağıda tarif ettiğim şekliyle kullanması uygundur” demiş olur. Eczacı bu reçeteye dayanarak hastanın ilaçlarını hazırlar ve tarif eder. Tüm dünyada hekim, hasta ve eczacı arasında yüzyıllardır süren bu döngü, sosyal güvenlik kurumlarının satın alıcı olarak devreye girmesiyle farklılaşmış ve döngüdeki belirleyici unsurlar değişmiştir. Sosyal güvenlik/ sigorta kurumları kar edebilmek/zarar etmemek için sağlıktaki bu sürece müdahil olmuş ve inisiyatifi sağlıkçılardan almıştır. Bir takım kısıtlayıcı düzenlemeler ile hekimin/eczacının hastası için uygun gördüğü tedaviyi “daha ekonomik” olması adına dönüştürmeye çalışmışlardır. Ülkemizde de son yapılan yasal düzenlemeler ile Genel Sağlık Sigortası oluşturularak vatandaşların, ödedikleri prim karşılığı sağlık güvencesi alması sağlanmakta, bu kişilere yazılacak reçete bedelinin büyük kısmı SGK’ca ödenmektedir. Yukarıda değindiğimiz ekonomik gerekçelerle SGK tarafından reçete düzenleme yetkisi hekimlerin elinden alınarak kar/zarar ve maliyet ilişkilerinin ön planda olduğu ve konuya insan/hasta yararı yerine ekonomi kriterler penceresinden bakan bir yaklaşım egemen kılınmaktadır. Yapılan kısıtlayıcı düzenlemeler ile “daha ekonomik” olması adına hekimin/eczacının hastası için uygun gördüğü tedaviye müdahale edilmektedir. İlaç ödeme kriterlerinin sürekli değişmesi, ek tahlil ve tetkiklerin zorunlu tutulması, tedaviye erişimi kısıtlayıcı unsurlar olarak göze çarpmaktadır. Eski SSK hastane ve eczanelerinin kapatılarak, Sağlıkta Dönüşüm Programının argümanlarından olan, ilaca kolay ulaşım söylemi ve politikaları, halkın ilaç kullanım talebini kışkırtmış ve ilaç üreticilerinin yönlendirmesiyle hekimlerce daha çok ve pahalı ilaçların tercih edilmesinin önü açılmıştır. İlaç tüketimi arttıkça sosyal güvenlik kurumlarının müdahalesi de artmış ve örneğin birinci basamakta bazı ilaçların yazımı kısıtlanarak uzman hatta yan dal uzmanı reçetesi zorunlu kılınmıştır. Bugün Avrupa’da birinci basamak tedavide kullanılan pekçok ilaç, ülkemizde ancak tanımlanmış bir uzman hekim raporu varsa birinci basamakta reçetelenebilmektedir. Bu durum birinci basamak hekiminin kendine, hastaların ise basamaklandırılmış modern tıbba güvenini kaybetmesine neden olmuştur. Günümüzde de hastalar tarafından birinci basamak hekimliğinin, “raporlanmış ilaçların yazdırıldığı kurumlar” biçiminde algılanmasına yol açmıştır.

Ülkemizde vitamin benzeri bazı ilaçlar hariç, tüm ilaçların üzerinde “reçeteyle satılır” ibaresi bulunmasına karşın, kontrol altındaki özel ilaçlar (yeşil/kırmızı reçete vb) dışındaki pek çok ilacı eczanelerden reçetesiz almak mümkündür. Bu durum hastalarda ağrı kesiciler, vitaminler, öksürük/grip ilaçları ve antibiyotiklerle kendi kendilerini tedavi etme ama reçete bedelini hekim üzerinden sigorta kurumlarına ödetme eğilimi yaratmıştır. Bu eğilimin yaygınlaşmasında hastasını/müşterisini kaybetmek istemeyen eczanelerin yaklaşımı kadar, meslek etiğine uymadığı halde hekimin buna ses çıkarmaması ve reçetelemesi gibi faktörlerin de katkısı bulunmaktadır. Ayrıca eş-dost tavsiyesi ilaç ya da güvencesiz (oturma izinli vb) yakınlar için kendi üstüne ilaç yazdırma baskısı da sorunlar arasında sayılmalıdır. Sorunun başka bir boyutu da, hastanın hekime gelmemesi ya da gelememesi gibi durumlarda (özellikle kronik hastalıkların raporlanmış ilaçlarında) hekimin ilacı yazamayacağını bildirmesi ile yaşanmaktadır. “Hekimlik Meslek Etiği Kuralları”nın muayenesiz tedavinin yasaklandığı 23. maddesi; “hekim, acil vakalar gibi zorunlu durumlar dışında, hastasını bizzat muayene etmeden tedavisine başlayamaz” der.

Hastanın kişisel başvurusunun olmadığı veya gelemeyecek kadar hasta, güçsüz veya yatalak olduğu ya da patronundan izin alamadığı durumlarda hekimler sıkıntı yaşamaktadır. Hekimler hemen hemen her gün, yerine getirilemeyecek benzer hasta talepleri nedeniyle, sözlü ya da fiziksel şiddete uğramaktadırlar. Bu ve benzeri sıkıntılar nedeniyle göz karartılıp söz konusu reçetelerin düzenlenmesi sonucunda da Sigorta Kurumunun çıkarları söz konusu olduğundan, hekimler hakkında adli ve idari takibatlar başlatılmaktadır. Bugün Türkiye’de özellikle birinci basamakta hekimler, reçetelerinin saygınlığını yeniden kazanmak adına, bir arayışa girmiş bulunmaktadırlar. Bu nedenle; “kendi kendini tedavi” ilaçlarından tavsiye ilaçlarına, sosyal güvencesi bulunmayanların ilaçlarını sosyal güvenlik kurumu üzerinden temin talebinden, ilaç kullanım raporlu ilaçlara kadar pek çok reçete uygulamasında hekimler ya hasta/hasta yakınlarının ya da sigorta kurumlarının çıkarları ile bazen de eczacılar ile çatışmaktadırlar.

Oysa hekimler reçete yazma yetkilerini doğru kullandıkları için; ne hukuki, davranışsal, etik yaptırımlarla ne de hastalarıyla, sigorta kurumlarıyla, eczacılarla sorun yaşamak istemiyorlar. Şiddete maruz kalmayı ise asla istemiyorlar. Bu nedenle hasta/hasta yakını, hekim, eczacı, SGK, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve meslek odalarının katılmasını arzuladığımız bu çalıştayda hekim reçetesini özgürleştirecek, toplumu ve dolayısı ile hastalarımızı mağdur etmeyecek, yasal sorunlar doğmasını engelleyecek çözümler için ortaklaşılmış kararların çıkmasını arzu ediyoruz.

Son Paylaşımlar
Arşiv