Tıp Nedenli Ölümler

24.06.2013

Dr. Ali Rıza Üçer 1962 yılında Kale/Denizli’de doğdu, 1985 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1990 yılında S. B. Ankara Onkoloji Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğinde Uzman  oldu. 1996 yılında Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE) başladığı Kamu Yönetimi Uzmanlık Programını (KYUP) 2000 yılında bitirerek kamu yönetimi uzmanı oldu.Halen Ankara Onkoloji Hastanesinde görev yapan Dr. Üçer, “Tıp Kurumu” nun kurucu üyesi ve genel sekreteridir.

Tıp Bu Değil 2’den alındı 

 

“Sağlıkta Dönüşüm Programının yarattığı Talep Patlaması” yazısının son iki bölümü.

 

ABD’de

  • İyatrojenik nedenlerle yılda 225 bin kişi yaşamını kaybetmektedir,

  • 7.5 milyon gereksiz tıbbi ve cerrahi işlem uygulanmaktadır.

Türkiye’de 

  • Sağlıkta Dönüşüm süreciyle sağlık göstergelerinde dramatik düzelmeler olduğu savı da tartışmalıdır,

  • İstatistiklerde her yıl geçmiş yıllar da düzeltilerek göstergeler daha da iyileştirilmektedir.

 

İyatrojenik (Tıbbi tanı/tedavi – hekim kaynaklı) ölümler

Hastaneye yatan hastaların %10’unda, taburcu edildikten sonra da ortaya çıkabilen hastane enfeksiyonu görülmektedir. ABD’de yılda 2 milyon hastane enfeksiyonu ortaya çıkmaktadır, bunların %4.5’i ölümcül seyirlidir (90 bin). İyatrojenik nedenlerle yılda 225 bin kişi yaşamını kaybetmektedir.

 

(Yıllık ölüm sayısını 230-184 bin olarak hesaplayan araştırmalar da vardır). İyatrojenik hastalıklar ABD’de en ölümcül hastalıklar arasında 3. sıradadır.

 

ABD’de yılda 9 milyon hasta gereksiz yere hastanelere yatırılmakta, yatırılan hastaların 2.2 milyonunda ilaç yan etkileri ortaya çıkmakta, 45 milyon gereksiz ve/veya uygunsuz antibiyotik reçete edilmekte, 7.5 milyon gereksiz tıbbi ve cerrahi işlem uygulanmaktadır.

 

ABD’de iyatrojenik nedenli ölümlerin daha yüksek oranda olduğunu ileri süren araştırmalar da vardır. Gary Null ve ekibinin yaptığı derlemede iyatrojenik nedenlerle yılda 559 bin ölüm görüldüğü, iyatrojenik ölümlerin tüm ölümler arasında birinci sırada yer aldığı ve maliyetinin de 225 milyar dolar civarında olduğu belirtilmektedir.

 

Bu çalışmaya göre iyatrojenik nedenlerle ortaya çıkan maliyet, toplam sağlık harcamalarının %10’una yakındır. İyatrojenik nedenli ölümlerin 199 bini de ayaktan tedavi gören hastalarda kullanılan ilaçların zararlı etkilerine (advers etki) bağlıdır.(1)

 

Türkiye’de iyatrojenik ölüm ve sakatlanmalarla ilgili sağlıklı hiçbir veri bulunmamaktadır. Tıbbi tanı ve tedavi girişimlerindeki ve ilaç tüketimindeki hızlı artışın yol açtığı olumsuz etkiler rapor edilmemektedir. İyatrojenite önümüzdeki yıllarda daha büyük bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkacaktır.

 

Daha fazla tetkik, daha fazla tıbbi/cerrahi tedavi ve daha fazla ilaç tüketiminin toplumsal sağlık çıktılarını düzelteceği iddiası dayanaktan yoksundur. Ayrıca büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuz ilaç, tıbbi teknoloji ve tıbbi malzeme tüketiminin savurganca artmasına yol açılmaktadır.

 

Sağlık hizmetlerine ayırdığımız 45 milyar dolarlık kaynağın çok daha azıyla daha etkili, daha verimli toplumsal sağlık çıktıları elde edilebilir. Bu kıt kaynağın bir bölümünün yaşam/beslenme alışkanlıklarının ve koşullarının düzeltilmesi, sosyoekonomik eşitsizliklerin giderilmesi, bireysel ve çevresel risk faktörlerinin azaltılması için kullanılmasıyla elde edilecek toplumsal sağlık çıktıları, abartılı tıbbi hizmet sunumuyla sağlanandan daha iyi düzeylerde olacaktır.

 

Sağlıkta dönüşüm süreciyle sağlık göstergelerinde dramatik düzelmeler olduğu savı da tartışmalıdır. İstatistiklerde her yıl geçmiş yıllar da düzeltilerek göstergeler daha da iyileştirilmektedir. Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2010’da 2010 bebek ölüm hızı binde 10.1 iken, 2011 Yıllığında aynı yılın bebek ölüm hızı binde 7.7 gösterilmiştir.

 

Doğumda yaşam beklentisi 2010 istatistiklerinde, 2009 yılı için 74 iken, 2011 istatistiklerinde aynı yıl için 75’e çıkarılmıştır.

 

Sağlık Bakanlığı 2011 İstatistik Yıllığında İstanbul, Marmara ve Yıldırım Beyazıt üniversitelerinin “Bebek ve 5 yaş altı ölüm araştırması 2012” ye dayandırılan verilerindeki 2011 yılına ait düzeltmeler daha dikkat çekicidir. Karşılaştırmalı veriler, Sağlık Bakanlığı istatistiklerinde ciddi sorunlar olduğunu göstermektedir.

 

Sonsöz

Modern tıbbın sağlıklı insanı hasta insana dönüştürme hedefi her geçen gün daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Olağan yaşamın ayrılmaz parçası olan durumlar korkutucu hastalıklar olarak etiketlenerek doktorlara ve hastalara yön veren klinik kılavuzlara ekleniyor. Endüstrinin belirlediği bu kılavuzlar modern tıbbın yeni dogmaları olarak dayatılıyor. Dogmalara karşı çıkarsanız suç işlediğiniz varsayılıyor, mahkemelerde hesap vermekle tehdit ediliyorsunuz. Aynı merkezlerden biçimlendirilen malpraktis düzenlemeleriyle bu klinik kılavuzların cenderesinde hekimlik pratiği belirleniyor. Klinik kılavuzların ortak özelliği, hastalık tanımlamalarının mütemadiyen genişletilmesidir. Daraltıldığı durumlar adeta istisnai bir özellik taşıyor.

 

Toplumun gerçek sağlık riskleri nelerdir, sağlık risk algılamaları nelerdir?

 

Gerçek sağlık riskleri ile risk algılaması arasındaki makasın açılması ne anlama gelir?

 

Bu risklerin görünür-görünmezlikleri, kontrol edilebilirlikleri ve edilemezlikleri nelerdir?

 

Sağlık alanında olduğu gibi büyük ölçekli risk yönetiminde kesin sonuçlara ulaşmak kolay değildir. Var olan durumun belirsizliği, risk algısının yükseltilmesine uygun bir ortam hazırlar. Bu koşullarda “Big Farma” gerçekte düşük düzeyde olan ya da hiç olmayan bir riski abartarak, risk algısını yükseltir. Hastalık yaratma ya da sınırlı sayıda tanımlı hastalıkların, yaygın hastalık kapsamına alınması bu manipülatif süreçlerle gerçekleşir.

 

Operasyon tamamlandıktan sonra, endüstri açısından hedef toplumun bireylerine giydirilen bu elbisenin daha da yaygınlaştırılması (kâr maksimizasyonu) için büyülü bir kavram devreye sokulur: “Farkındalık”. Alzheimer’de, yüksek kolesterolde, şeker hastalığında, hipertansiyonda, alerjik astımda, depresyonda, anksiyetede, menopozda, hiperaktivite-dikkat eksikliğinde, pre-menstrüel sendromda, erektil işlev bozukluğunda, huzursuz bacak sendromunda farkındalık.

 

Ölümsüzlüğe yaklaşmak için, bir an önce size yapıştırılan hastalığın farkına varmanız ya da vardırılmanız ve endüstrinin sizin için yoktan var ettiği nimetlerden yararlanmaya başlamanız gerekmektedir. Geç kalmanız yaşam çansınızın azalması hatta yok olması anlamına gelir.

 

Medikal kartelin temel savunması, geliştirilen yeni tedavi yöntemleriyle yaşam süresinin ve yaşam kalitesinin artırıldığı iddiasına dayanıyor. İnsanlığın yararına olan bu buluşların araştırma geliştirme maliyetlerinin “çok yüksek!” olması nedeniyle, yeni tedavi seçeneklerinin bedeline katlanılması gerektiğini ileri sürüyorlar.

 

Endüstri, uluslararası hukuku da “fikri mülkiyet hakları” gibi koruyucu düzenlemelerle devreye sokuyor. AIDS gibi tüm dünyayı kasıp kavuran küresel salgınlarda medikal kartelin “fikri mülkiyet hakları” ile insan hakları karşı karşıya geliyor.

 

Yeni geliştirilen ilaç ve diğer medikal ürünlerin, teknolojilerin öncekilere göre ne kadar büyük avantaj sağladığı, yan etkilerinin çok düşük olduğu propagandası yapılıyor. Patent koruması sonlanan ürünler hızla gözden düşürülüyor. Koruma altındayken pek de üzerinde durulmayan yan etkiler, jenerikler (eşdeğerler) devreye girince birden bire ön plana alınıyor. Değişmeyen kural; pahalı yeni ürün, ilaç ve teknoloji mükemmel, eski ürün ve teknoloji yetersiz ve daha riskli.

 

Endüstrinin yönlendirdiği çok kollu çalışmalarda, araştırmalarda, yeniler yüceltiliyor eskiler yerin dibine batırılıyor. Her yıl istikrarlı biçimde büyüyen dünya ilaç pazarı 1 trilyon dolar sınırına oldukça yaklaşmış durumda.(2)

 

İlaç şirketleri 2011 yılında dünya çapında pazarlama faaliyetleri için 92 milyar dolar harcadı.3 Endüstrinin dev ilaç şirketlerinin araştırmaya ayırdığı kaynaklar, pazarlamaya ayırdığının yarısı kadardır. Yeni ilaç geliştirmekte zorlanan ilaç şirketleri, mevcut ilaçların pazarlamasını yoğunlaştırarak kârlarını artırmaktadır.

 

İlaç satışlarını artırmanın bir diğer yolu da hastalık sınırlarının genişletilmesidir. Türkiye’de sağlıkta dönüşüm sürecinde, ortaya koyduğumuz veriler, İvan Illich’in “Genişleyen tıbbi yapılanmanın yaşamın kendisini tıbbileştirdiği ve gittikçe daha fazla sağlıklı insanın hasta sınıfına sokulduğu” saptamasını da kanıtlar niteliktedir.

 

Sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değildir, ancak Türkiye’deki dönüşüm süreci yer yer ABD ve Avrupa ülkelerinden de hızlı biçimde cereyan etmektedir. Süreci bu bakış açısıyla değerlendirmek ve yarattığı sorunların üstesinden gelmek için etkin çözüm yolları bulmak gerekmektedir.

 

Kaynaklar

  1. Death By Medicine (1995-2009). Convantional medicine’s lethal dark side, by Gary Null PhD; Carolyn Dyn MD, ND, Martin Feldman MD and Doroty Smith PhD.

  2. Tıp Bu Değil, Editör İlknur Arslanoğlu, s 66-68. İthaki Yayınları, birinci baskı, Haziran 2012.

  3. Cegedim Strategic Data (CSD) reports a decline of more than %3 in worldwide audited pharmaceutical marketing investments for 2011. Paris, March 14, 2012. http://hugin.info/141732/R/1593593/501541.pdf

Kaynak

Tıp Bu Değil 2. İthaki yayınları, 2013

 

Yorumlar

 

1. Necmi Kurt

24 Haziran 2013, 8:45 AM

Sn.Dr. Ali Rıza Uçer Bey güzel bir konuyu kaleme almış,tebrik ederim.. Hekim ve bilinçli hastaların ilgisini çekecek çok güzel bir yazı… Sağlık harcamalarının 45 milyar dolar olduğunu belirtiyor.. Biz ise bunun 2011-12 yıllarında kişi başı harcamanın 846 dolar olduğunu, toplam harcamanın 63 milyar dolar olduğunu biliyorduk.. Rakamlara nasıl ulaştılar öğrenmek isterim. Bu rakamlar 2012-2013 yılına mı ait? Öyle ise sağlık harcamalarında son senede kısıntıya mı gidildi?.. Makalesinden bazı kısımları alıntı olarak kullanabilir miyim? Selam ve saygılar

 

 

2. Ali Rıza Üçer

26 Haziran 2013, 5:55 AM

Sayın Necmi Kurt, yorum ve eleştiriniz için teşekkür ederim. Çok dikkatli ve titiz bir değerlendirme yapmışsınız. Sağlık harcamaları ile ilgili kitapta kullandığım veriler TÜİK, Hazine Müsteşarlığı, Dünya Bankası, Sağlık Bakanlığı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü, WHO ve OECD verilerinin harmanlanmasıdır. Bulduğum verileri değerli arkadaşım Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü ve Bütçe ve Mali Planlama Anabilim Dalı Başkanı Hakkı Hakan Yılmaz’la da tartışarak doğrulattım. Kendisinin Ferhat Emil ile birlikte yaptığı çok kapsamlı araştırmalar vardır. Bir kısmı TEPAV adına raporlaştırılmıştır.

 

Kişi başı 846 dolarlık sağlık harcaması satın alma gücü paritesine göre yapılan harcamadır ve bu veri 2008 yılına aittir. (Tıp Bu Değil 1′de 89. sayfada yer almaktadır). Kişi başı cari sağlık harcaması ise 624 $’dır. Tıp Bu Değil 2′de 2009 verileri çıktığı için o yılın verilerini kullandım. 2009 yılı için kişi başı cari sağlık harcaması 575 $, satın alma gücü paritesine göre kişi başı sağlık harcaması da 975 $’dır. Böylece toplam sağlık harcaması aynı yıl cari olarak 42 milyar $, satın alma gücü paritesine göre de 69 milyar $ olmaktadır (Tıp Bu Değil 2′de 269. sayfada yer almaktadır). 2010 ve sonrasındaki yıllara ait toplam sağlık harcaması verileri henüz elimizde yoktur.

 

Bu durumda cari harcama ile satın alma gücü paritesine göre harcama iktisadi kavramlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Satın alma gücü paritesi (SAGP) ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak farklı para birimlerinin satın alma güçlerini eşitleyen bir değişim oranını ifade eder. Söz gelimi 2011 yılında Türkiye’de kişi başı GSYİH 10 500 $ iken SAGP’ ne göre 14 500 $ olmuştur. Burada referans ülke olarak ABD alınmaktadır. Zira kullanılan ortak para birimi ABD dolarıdır. Konu karmaşık ve bizler açısından anlaşılması güç olduğundan kitapta her iki değişken üzerinden de (hem cari hem de SAGP) mevcut verileri kullandım.

 

Saygılarımla

Ali Rıza Üçer

Cevapla

 

Please reload

Son Paylaşımlar
Please reload

Arşiv
Please reload

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus