Tarafsız Bakışla Gezi Olaylarının Değerlendirilmesi

15.06.2013

Doç. Dr. Paşa Göktaş Develi’de doğdu. 1977 yılında Hacettepe Ü. Tıp Fakültesinden mezun oldu. Enfeksiyon H. ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlık eğitimini Ankara Ü, Tıp Fakültesi ve Haydarpaşa Nümune EAH’de aldı. Doçent olduğu 1992 yılında Haydarpaşa Nümune EAH Enfeksiyon H. ve Klinik Mik. Şefliği’ni kazandı, bu görevi 2011 yılına kadar sürdürüp aynı yıl emekli oldu. 180 üzerinde yayını olan Dr. Göktaş bunlar dışında sağlık sistemi ve laboratuvarlarda kalite sistemleri ile ilgili yazılarını sürdürüyor. Dr. Göktaş, Tıp Laboratuvarları Derneği kurucu ve başkanı, Gelişim Tıp Laboratuvarları'nın yöneticisi, evli ve iki çocuk babası. Istanbul Tabip Odası 2012 seçimlerinde, Özgür Hekimler Platformu listesinden TTB delege adayı olan Dr. Göktaş halen platformun yöneticileri arasında yer alıyor.

Tarafsız Bakış Mümkün mü?

Kutuplaşmış toplumumuzda, olaylara tarafsız bakışla yaklaşabilmek oldukça zor. Ama bu olayın değerlendirmesini bu gözle yapmaya çalışacağız. Ancak, yine de her iki kesimden dudak bükmeler ve eleştiriler alacağımızı biliyoruz.

 

Gezi eyleminin gerçek nedeni neydi?

Olayı çok fazla dallandırıp budaklandırmaya gerek yok. İnsanları aşırı tepkiye ve direnmeye yönelten gerçek neden, İstanbul’un merkezinde kalan son yeşil alanın da betonlaştırılmak istenmesidir.

 

Kentli insanın tahammül edemediği iki sözcük, parkların yok edilmesi ve AVM ( alışveriş merkezi) yapılması sözcükleridir. Ağaçların kesilerek yerine betondan yapılacak her yapı benzer tepkiyi doğurur. Adı ister topçu kışlası olsun, ister başka bir yapı. Hatta müze bile. Hele AVM sözcüğü, insanları çıldırtmaya yetiyor.

 

Kentli insan artık bunalmıştır. Betondan bıkmıştır. Yeşil görmek istiyor, ağaç görmek istiyor. Acı hatıralara sahipler. Kadıköy meydanında ağaçlar kesildi, yerine çirkin bir otel silueti yükseldi. Göztepe’de ağaçlar kesildi, yerine etrafı ezen çirkin siluetler yükseldi. Neredeyse son 10 yılda, kent merkezindeki tüm alanlar birer birer elden gitti, yerine AVM’ler ve rezidanslar yükseldi. Kentin yağmalanması ve betonlaşması durdurulamadı.

 

Bu acı hatıralar ve çaresizlik, kent insanını Taksim’deki son yeşil alana sahip çıkmaya yöneltti. Dönemin iletişim olanaklarının etkisiyle de, yeni nesil gençlik örgütlendi ve parka sahip çıktı. Onlar, gerçekte hem kendi geleceklerini, hem de ortalama kentli insanın özlemlerini temsil etmekteler.

 

Olayın, bu yönden anlaşılması ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

 

Bu duygu ve tavırda, kendilerini son derece haklı hissediyorlar. Haklılık duygusu da, kararlılık ve direnme gücünü yükseltiyor. Toplumun büyük bölümü aynı duyguları paylaştığı için de, arkalarında ve yanlarında büyük bir kitle oluştu.

 

Marjinal siyasi grupların olaya katılımı

Marjinal siyasi gruplar olaya katılmakta gecikmediler. Bu da normaldir. Tamamıyla marjinelleşmiş ve kendilerini ifade edemez hale gelen bu tür gruplar, böyle bir ortamı kendileri için büyük bir fırsat olarak gördüler ve pankartlarıyla, yazılarıyla, radikal elemanlarıyla alanda boy gösteriyorlar.

 

Ancak bunların varlığı, olayın çevreci boyutunu gölgeleyemez.

 

AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımı

AKP’nin ve Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımını birbirinden ayırmak gerekiyor.

 

Çoğu AKP yöneticisi, bu olayların çevreci ve masum karakterini Başbakan Erdoğan’dan daha iyi anlamış görünüyor. Olaya, daha soğukkanlı yaklaşılması gerektiğini ifade edip duruyorlar. Ancak, Başbakan Erdoğan’a anlatmakta zorlanmaktalar. En azından böyle anlıyoruz.

 

Başbakan Erdoğan neden sert yaklaşım gösteriyor?

Bizce, 10 yılı aşan süreli alternatifsizlik ve kendisini güçlü hissetme duygusu, Başbakan’ı kendisinin bile fark edemediği bir noktaya getirmiş görünüyor. Başbakan ne etrafında, ne de muhalefette kendisine bir alternatif görmüyor. Gücünü de defalarca sınadığı ve başarılı olduğu için, aşırı bir özgüven içinde görünüyor. Yaptığı her şeyin doğru olduğunu düşünüyor ve kendisini eleştirilemez görüyor. Eleştirileri bir haksızlık ve vefasızlık olarak algılıyor, eleştirenlerin bunu art niyetle yaptığını düşünüyor ve kendi iktidarına bir saldırı olarak görüyor.

 

Bu durum da, onu daha otoriter, tepkisel ve yer yer de beklenmeyen sertlikte davranışlara yöneltiyor.

 

Bunun adına, uzun süreli alternatifsiz iktidarın getirdiği yükseklik duygusu diyebiliriz.

İlginç olan, Başbakan konumunun tam da farkında değil görünüyor.

Bu nedenle de, Gezi olaylarına aşırı tepki gösterdi. Bizce, siyasal geçmişinin en önemli hatalarından birisini yaptı ve ortalama kent insanının haklı taleplerine, şiddetli tepkiyle karşılık verdi. Bu durum da, karşısında beklemediği geniş bir cephe oluşturdu.

Bu durum, muhtemelen zirveden düşüş meylini de başlatabilir.

 

Bundan sonra ne olacak?

Tamamiyle Başbakan’ın tavrına bağlıdır.

 

Muhtemelen, Başbakan’ın etrafındaki durumu kavramış görünen ve Başbakan’a anlatmak için kıvranan yardımcılar başarılı olacaklar ve Başbakan’ ı daha sağlıklı tavır almaya ikna edeceklerdir. Böylelikle bu işin tansiyonu da azalacaktır.

 

Bu bir devrim midir?

Kesinlikle değil. Bu yönde aşırı değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu durumun devrimle filan ilgisi yoktur.

 

Ancak, gözden kaçırılmaması gereken bazı durumlar vardır. Artık, kentli insan profili öne çıkmaktadır. Kentli insan artık beton istemiyor. AVM istemiyor. Rezidans istemiyor. Yeşil istiyor, ağaç istiyor, nefes alacak alan istiyor. Ve bunları merkezlerde, kendine yakın yerlerde istiyor.

 

Yeni kent gençliği de bunları istiyor. Ayrıca, modern iletişim olanaklarıyla kolayca örgütleniyorlar. Haklı konularda düşünme ve gereğinde direnebilme potansiyelleri görünüyor. Daha da önemlisi, bu olayda güçlerinin ve potansiyellerinin farkına vardılar. İlk sınavlarını verdiler ve bundan sonra onları benzer konularda durdurabilmek çok kolay değil.

 

Bu durum, yıllardan beri doğru düzgün muhalefeti olamayan ve kendisini ifade edemeyen toplumumuz için bir kazanım sayılmalıdır. Düşünen, üreten, tartışan toplum gelişir. Suskun ve müritleşen toplumlar köleleşirler. Bu nedenle, son olaylar toplumsal dinamiklerin canlanması yönünden yararlıdır.

 

Başbakan Erdoğan dahil, tüm yöneticilerin, politikacıların ve muhalefetin olayı doğru okumaları ve değerlendirmeleri, toplumumuzun gelişimi ve ülkenin geleceği yönünden yararlı olacaktır.

 

Yorumlar

 

1. Servet Şahin

15 Haziran 2013, 5:58 PM

Kendini ifade eden iyi bir yazı olduğunu düşünüyorum. Elinize sağlık. Fakat bazı eksiklikleri var. Onları da ben eklemek isterim. Öncelikle gençlerin direnişinin sadece yeşile bağlanmasının eksik olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar direniş Gezi Parkı’ndan başladıysa da yüzbinleri kucaklamasının ilk nedeni orantısız güç, diğeri ise kentli kesimin yaşam biçimine uygulanan aşırı baskıydı.

 

Saptamanıza katılıyorum. Gençler artık potansiyellerini gördüler ve bundan sonra onları kolay kolay kimse durduramaz. Üstelik sadece gençleri değil, halkı da kimse durduramaz, zira korku duvarı bir kez aşıldı.

Bu direnişin devrim olmadığına ben de katılıyorum. Fakat devrim değilse bile ilk defa örgütsüz kitlelerin kendiliğinden bir araya geldiği, hatta bu yönüyle kentli bir direniş olarak yorumluyorum. Bu da ülkelerin gelişmesine paralel olarak gösterilen doğal bir reaksiyon.

 

Başbakan’ın tutumunu önemli bulmama rağmen, geç kalınmış buluyorum. Bir kez güven epeyce zedelendi. Üstelik direnişçe birkaç kere katılmış birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, beyanları doğru değil. Ve Başbakan’ın yüzde 50′sinin dışında kalan herkes beyanların doğru olmadığının çok hem de çok farkında. Gençlerin ve halkın güveninin zedelendiği bir ortamda sizce uzlaşma nasıl mümkün olacak?

 

 

2. Necmi KURT

16 Haziran 2013, 12:02 AM

Sn Paşa Göktaş’ın yorumlarına kesinlikle katılıyorum..Bir ilavem olacak ;bu bir devrim olmasa bile bu gün Ankara Bilkent Üniversitesi mezuniyet törenini izledikten sonra Türkiyede bu gençlerle çok şeylerin değişeceğine inandığımı ifade etmek isterim…Rektöre gösterilen demokratik konuşturmama tepkisi,her yer Taksim,Diren Taksim,Cemaatçi rektör istemiyoruz,Sessiz rektör istemiyoruz..gibi sloganlar atan gençler Atatürk’ü ayakta dakikalarca alkışladılar..Gençler diplomalarını aldılar ama Gözleri ve kulakları hep Taksimdeydi..Ülkeyi gelecekte bu gençler yönetecekler..Gözüm arkada değil…Devrim olmasa bile gençlerin uyanması çok önemli..Umarım her şey demokratik yollardan olur

 

 

3. Necmi KURT

16 Haziran 2013, 12:13 AM

Bizler seçimle gelenlerin seçimle gitmesini isteyen guruptanız.. Ama halkını,gençleri hiçe sayan despot anlayışla ülke yönetilemez.. Dediğim dedik olamaz.. Bu gün ülke cemaatlere teslim edilmiştir.. Ama hiç kimsenin bu konuda bir yorumu yok.. Siyasi partiler hala cemaatlerden oy bekliyorlar ve o nedenle Cemaatleri eleştirmekten kaçınıyorlar.. Bence ülkenin en önemli sorunu cemaatlerdir.. Peki dini cemaatlere bu ülkede gereksinim var mıdır. Dinini yaşamak ve daha Takva olmak için ise gereklidir. Ama ülkeyi yönetmek ve siyaset yapmak için ise gerekli değildir.. Biat eden ve fikir üretmeyen kişilere bu ülkenin ihtiyacı yoktur. Devlet kadroları cemaatler arasında bölünmüş ve işgal edilmiştir. Konuyu biraz dağıttım ama bunun da vurgulanması gerekiyordu.. Selam ve saygılarımla

 

 

4. Ayşe Çelikkaya

17 Haziran 2013, 12:18 PM

Başlangıçta bir park ve ağaçlar için başlayan, bizlerin de sempati ve yürekten destekle izlediğimiz minik ve yerel protesto,tamamen hükümetin acımasız, anlayışsız, hatta insanlıktan uzak şiddeti ile hepimizin kendini bir parçası hissettiğimiz, yaşı, yeri, cinsiyeti, örgütleyicisi olmayan bir toplu isyana dönüşmüştür. Şiddete, özgürlüğümüzün kısıtlanmasına, evlatlarımızın geleceği olan doğamızın yağmalanmasına isyan ediyoruz hepimiz!

 

Please reload

Son Paylaşımlar
Please reload

Arşiv
Please reload

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus