Sosyalistlerin de En Büyük Sorunu: Sosyal Embesillik

13.10.2013

Dr. Kaan Arslanoğlu 1959 Bartın doğumlu, Düzceli.  Cerrahpaşa Tıp Fakültesl 1984 mezunu. Psikiyatri uzmanı. İhtisasını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yaptı. Hekimliğini Eskişehir, İstanbul, Ağrı, İzmir ve tekrar İstanbul’da sürdürdü ve tamamladı. Halen hekimlik yapmıyor. Yazarlıkla uğraşıyor. Ortak çıkardığı dört kitabıyla toplam 22 kitabı var. Çeşitli dergilerde ve gazetelerde yazdı. "Tıp Bu Değil" kitabının yazarlarından. Halen Düzce’de yaşıyor.

İnsanlığın büyük açmazlarının sırrı ne? Varılan noktayı en özet biçimde anlatmaya çalışacağım. Bu noktaya kendi başıma derin akıl yürütmelerle varmadım. O da var elbette; on binlerce insan tanıma, bir o kadar sayıda olguyu ince ince ele alma deneyimi de pekiştirdi doğruluğunu. Bu temel sorunu inceleyen yüzlerce düşünür, yazarı rehber edindim. Antropoloji, genetik bilimi, evrim bilimi, sosyo-biyoloji, sosyoloji, evrimci psikoloji, bilişsel psikoloji vb. bize ne öğretiyor:  

 

İnsan 200 bin yıl kadar önce bugünkü durumuna evrimleşti. 200 bin yıl öncesinin ortam koşullarında, o ortama uyum sağlamış ve bu sayede türünü devam ettirmiş atalarından evrimleşerek, yaşamda kalabilecek ayrı bir tür olarak ortaya çıktı.

 

İnsan zekası doğrudan bu evrim koşullarının, o koşullarda hayatta kalabilme ve üremeye yetecek yönde bir doğal seçilimin sonucudur. İnsan zekası bölmelidir. Üç ana bölümden, teknik zeka, sosyal zeka ve dil zekasından, bir de bunları birleştiren genel zekadan oluşur.

 

İnsanın teknik zekası kısmen milyon yıl öncesinin ihtiyaçlarından, kısmen de rastlantıdan ötürü hayli gelişmişti. Bu zeka yüz binlerce yıl önce sadece potansiyel haldeydi, yani büyük bölümü kullanılamıyordu. Kalabalık yaşam, sınıflı toplum, şehirler… derken endüstri toplumuna geçildi. Teknik zeka bugün en üst dereceleriyle “uygarlığın” hizmetinde. Matematikte, fizikte, kimyada harikalar yaratıyor. İnsan bilgisayarlar yapıyor, arabalar, roketler icat ediyor, uzaya bile gidebiliyor.

 

Dil zekası da insana içkin bir evrimsel modül olarak ortaya çıktı. O da çok gelişkindir. İletişime yarar. Bunun ötesinde “şeytani” bir işlevi de vardır. Gerçekten çok yalana hizmet eder, aldatmaya yarar, iktidar sahiplerinin yönetmesini kolaylaştırır. İnsan, diliyle masallar, efsaneler yaratır, olmayan dünyalar yaratır, buna inanır.

 

Sosyal zeka ise güdük kalmıştır. İnsanın en aptal yanıdır sosyal aklı. Ufak kabilelerde az çok iyi işlev gören bu güdük sosyal zeka, büyük kalabalıkları hakkaniyetle, mantıkla yönetmek için yetmez. Şehirlerde iflas eder sosyal zeka. Teknik zekanın önüne koyduklarını doğru dürüst kullanamaz sosyal akıl. Müthiş arabalar yapar, ama onları kuralına uygun yürütemez, kaza yapar ölür, her yıl milyonlarca kayba çare aramak şöyle dursun, bunu umursamaz bile. Cidden koyun zekası gibidir insanın sosyal zekası, genel zekadan takviye almasa, insan toplumunun koyun sürüsünden hiçbir farkı kalmaz. Atom bombası icat eder, ama onunla yüz binleri öldürdüğüne aldırmaz.

 

İnsanın sosyal zekası, çok değil ortalama 10 puan yüksek olsaydı, şu an sınırlar kalkmış, bütün milletler birleşmiş, sosyalist düzen her yerde işler halde bulunurdu. Sosyalizm gibi basit bir çözüme bile yetemez sosyal akıl.

 

Bu zavallı durumu binlerce yıl önce görmeye başladı bazı düşünürler. Ama son elli yıllık verilerle gerçek artık apaçık ortada.

 

Felsefe dine dönüştü, sosyalizm bin parçaya bölündü

Gerçek apaçık ortadayken geçmişte ve bugün insanın açmazlarına hâlâ masalsı saptamalar bulanlar, onlar üstünden çözümler önerenler aydınlar arasında ezici çoğunlukta. Aydınların sosyal embesilliği. Geniş yığınlarsa daha da düşük sosyal zekalarıyla zaten hiçbir şeyin farkında değil.

 

İşte bu durum saptaması, açmazlara neden bulma çabaları felsefeyi doğurdu. Felsefe başlangıçta tüm bilimlere yakındı, ondan güç alıyordu. Ama Eski Yunan’dan sonra hızlı biçimde bilimden ve gerçekten koptu. Felsefe bir tür dine, öğretisi dinsel öğretiye, dili anlaşılmaz bir ezoterizme saplandı. Bilim dünyanın derin açmazını gösteremiyorsa, dille, mantıkla çözeriz bilinmezi, dedi bazı filozoflar. O gelişmiş şeytani dille, o anasının gözü insan mantığıyla, o aldatmak için ustalaşmış usavurumlarla. Felsefe bunun madrabazlığına dönüştü. Kant, Hegel öğretileri bile tüm gelişmişliğine ve olumlu yanlarına karşın bugün baktığımız noktadan Papalık öğretisinden daha faydalı değildir insanlığa.

 

Felsefeyi ayaklarının üstüne oturtmaya çalışan yine emekten, yaşamdan yana iki insandı. Marx ve Engels. Felsefenin bilimle bağlarını tekrar kurdular, insan kültüründe büyük atılım yaptılar. Ama onlar da evrim bilimden, genetikten, habersizdi. Sonunda onların öğretisi de bilim dışı bir masala dönüştürüldü. Halen de öyledir.

 

Bugün bu tartışmayı yeniden açmamıza vesile olan Mutluhan İzmir arkadaşımızın makalesinde bahsettiği Lacan, Freud. Felsefeyi yeniden dil madrabazlığına döndürenlerin başında gelirler. Bir yandan insanın gelişmemiş sosyal zekasının ürünüdürler, öte yandan diğer sömürgenler gibi kitlelerdeki o gelişmemiş zekayı kendi beş on puan yüksek zekalarıyla istismar eden ideolojik iktidar sahipleridirler.

 

Freud ve Lacan’ın tezleri tıpkı dinsel öğretiler gibi inanmayı gerektiren, inanılmadığı takdirde hayatta hiçbir gerçek karşılığı bulunmayan dogmalardır. Söz gelimi “Fallik Nesne” yerine “Kıllık Nesne” diye bir kavram üretilseydi… İnsanın açmazı kılsız olduğunu keşfetmesi ve yeniden kıl aramasıdır, büyük problemi budur denseydi… Bunu yüksek bir ikna yeteneği ve cinsellikle birleştirselerdi. Şu anda dünyada on milyonlarca entelektüel “Kıllık Nesne”den bahsedecekti. Çünkü fallik nesnenin, oral, anal vs. dönemin vb. insan yaşamında hiçbir bilimsel karşılığı yoktu, olamaz. Bunlar aksi ispatlanamaz, doğruluğu da gösterilemez inanç unsurlarıdır.

 

En düzeyli aydınlar ve hatta sosyalistler dahil olmak üzere neredeyse tüm insanlar inançlarıyla yaşar. Bir şeyin doğruluğunu veya doğru olmadığını onlara bin belgeyle gösterseniz, ancak inanmak isterlerse, bundan mutlu olacaklarsa inanırlar, onları rahatsız edecekse bu yeni bilgi, kesinlikle inanmazlar. O yüzden Lacan konusunu da fazla uzatmaya gerek bulunmaz. Bu tartışmada ve başka pek çok tartışmada gözlemlediğim değişmez olgu şudur ki, kanıtların, belgelerin, sayfaların, kitapların yığılması, ancak yığana yorgunluk verir, ötekinde hiçbir değişiklik yaratmaz. İnsan Bu.

 

İnsan soyu sosyal bakımdan embesildir. Debil bile değildir. Yazık ki sosyalistler de böyledir. Bunu deyince hakaret gibi algılanıyor ve büyük tepki çekiyor. Ama gerçek bu, bilimsel bir gerçek. Ben de aptalım, sanırım sosyal yönden embesilin de altındayım, galiba sosyal idioyum. Tek farkım bazı kişilik özelliklerim ve genel zekamın birkaç noktadaki işlekliği nedeniyle bunun farkında bulunmam. Benim gibi birçok ayrıksı birey çıkmış on binlerce yıl boyunca. Az çok bu dediklerime benzer şeyler söylemişler. Ne yolla anlatırlarsa anlatsınlar pek bir işe yaramamış. Çünkü aptal bir akıl aptal olduğunu kabul edemez ki. Buna aklı yetmez. Debil olsa belki fark eder, ama embesile nasıl anlatırsınız embesilliği. 

 

Durumu az çok kavrayan birçok politik lider veya yazar farklı bir yol izlemiş. Siz şöylesiniz, böylesiniz, şu kadar akıllısınız, bu kadar zekisiniz diye gaz vermişler çevrelerine. Ve bu yolla kesinlikle daha başarılı olmuşlar. Onlar sanırım embesilin üstünde zeka gösteren sosyal debiller. Kim aptallığının yüzüne vurulmasından hoşlanır. Bu moral bozucu bir şeydir ve ilerletmez. Onun yerine Pygmalion etkisini kullanmak, yani durumu olduğundan iyi göstermek her zaman daha akıllıcadır. Ama sadece bu yetmez. Toplumların sosyal salak olduğunu kabul edeceksiniz bir kere. Ondan sonra ona neyi ne kadar öğretebilirimi, nasıl yönlendirebilirimi planlayacaksınız. Sosyalistlerin açmazı burada. Toplumu potansiyel zeka küpü görmelerinde. Yenilgi orada başlar, iş biter zaten.

 

Sanıyorlar ki, doğruda sağlam durur kıpırdamazsak, bir gün halk o noktaya gelir. Tek çeşit sosyalizm olsa belki. Artık kırk çeşidi var, olasılığı nedir? Yine şu idiot sosyal kafamla sanıyorum ki, sosyalistler açısından da tüm sorun AKP faşizminin gitmesiymiş gibi algılanıyor. Yüzde ellinin iki yanı da bunu böyle görüyor. Bu AKP’ye karşı mücadeleye de ciddi zarar veriyor.

 

Bir de sosyalistler fena halde sadece kendi siyasetleri için siyaset yapar görünüyorlar. Halk için, yoksul için, eşitlik için değil, kendi siyasi dertleri için. Halkın büyük çoğunluğu olayı böyle görüyor.

 

Sosyalist parti yöneticilerine hem kızıyor hem hayran kalıyorum

İki kere ikinin dört ettiği kadar kesin doğruları, çevremdeki birçok aklı başında, iyi okuyan aydına kabul ettiremiyorum. Daha zeki olsaydım, bunu başarırdım, sosyal olarak daha zeki olsaydım, debil olsaydım, hiç değilse embesil. Sosyal olarak daha zeki olanlar bunu farklı biçimlerde başarıyorlar. Bir şekilde başarıyorlar. Kafam yeterince çalışmadığından hangi şekil, ayrıntıları kavrayamıyorum.

 

TKP yöneticileri mesela. On binleri nasıl toplayabiliyorlar alanlara. Nasıl disiplinli bir şekilde mücadele ettirtiyorlar onlara. Solcu demek, sosyalist demek, çağrıştırdığının tam tersi sosyallik karşıtı demektir oysa. Sosyalliği savunurlar, ama sağcılardan daha bireyci, sağcılardan daha asosyaldirler çoğu zaman. Ben toplamaya kalksam yüz solcuyu zor toparlarım. Sosyalist liderlere hayran kalıyorum.

 

Ama tüm derdim şu: Bu kadar başarı yetmiyor, yetmeyecek. Gezi kalkışmasında onca çaba, hak edilmiş onca övgü sözü. Sonuç: soL gazetesinin tirajı 15 bindi, şimdi olmuş 19. Orada kalsa, düşmese yine iyi. Birgün 10 binde. Bu mu hepsi? Bu! Hep böyle gidecek. Bakışlar kökten değişmezse hep böyle gidecek. Bunu niye diyorum? Neden bir mecra seçip orada ne kadar kitle varsa onların hoşlarına gidecek şeyler söylemiyorum? Bir yazar olarak “başarıyı” kesinlikle önleyecek bu aptallıkta neden ısrar ediyorum? İşte sosyal idiosinin bir belirtisi daha.

 

En son önerim sosyalist partilerin İslami kanat örgütlenmelerine gitmesi. Çünkü okuduklarımdan, gördüklerimden biliyorum: İnsanın aklında genetik olarak Tanrı modülü var. “Dini siyasetin dışına çıkaralım” ilkesi bir intihar ilkesidir özellikle İslam toplumlarında. Kim dini siyasetin dışına itebilmiş ki dünyada! Mümkün mü bu! Din başlı başına bir siyaset. Böyle saçma bir ilke kimin işine yaradı? Dini siyasetin dışına çıkarmaya çalışan kendini siyasetin dışında bulur. Türkiye’de sosyalistlerin 80 yıldır milyonları kucaklayan siyasetin dışında kaldıkları gibi.

 

Sosyalistler İslam’ı AKP’li çakmalara bırakmamalı:  http://insanbu.com/a_haber.php?nosu=1137 

 

Ve buna benzer. Madem insanlar sosyal sürü, sosyoloji var elimizde, Firavun’un hiç hoşlanmadığı şu sosyoloji, çok basit çıkarımlar elde edilebilir, neden yararlanmıyoruz?

 

Başka şeyler de öneriyorum da, ne yapayım, elimden gelen bu. Başka şeyler de önereceğim de, aklıma gelmiyor. Ne demiştim? Ya da hepsini unutun gitsin!   

 
Yorumlar

 

1. Coşkun Erdemir

17 Ekim 2013, 6:41 AM

Enteresan bir makale, belgi dergah'ın ilgisini çeker diye düşündüm.

 

2. ali ahmet ertürk

17 Ekim 2013, 12:48 PM

Yaşamın gerçeklerini doğru kavramak, doru düşüne bilmek önemli. Sorun burada! Siz hala “Sol” gazetesinin neden satmadığını anlamaya çalışıyorsunuz!. “Aydınlık” gazetesinin satışı Cumhuriyet’i geçti. Yaşam ve insanlar aydın(!) mastürbasyonlarını ciddiye almıyor… Eşyayı doğru yerden iteklemez isen hareket ettiremezsin. “Din” de doğru yer değil!..

 

 

kaan arslanoğlu

17 Ekim 2013, 6:38 PM

Aydın mastürbasyonunu fazlaca zorlamayasın Sevgili Ahmet. Herkes herkesi tanıyor, yanlış bir şey yapmayasın. 75 milyonluk ülkede 70 bin satışı başka rakamlarla kıyaslamak çocuk sidik yarışı olmuyor mu? Biraz insaf ve nezaket. Kaan Arslanoğlu

 

3. Hüseyin Turan

28 Ekim 2013, 10:19 PM

Sosyal zekayı da en iyi irdeleyen kişi sosyalistlerin "tu kaka" ilan ettikleri Max Weber!!! Bence Weber de en az Karl Marks kadar değerlidir ve de itikadi olarak sosyalisttir!!! Hüseyin Aydın Turan

 

4. Mansur Beyazyürek

29 Ekim 2013, 1:12 PM

Sevgili Kaan ,

Her zaman olduğu gibi yazını keyfle okudum.Yazdıkların hep bana bişeyler katmıştır.Teşekkür ederim.Sosyal Embessillik başlıklı yazı bana yıllar önce okuduğum,galiba Andre Gide’e ait olan şu sözleri hatırlattı.”Gerçek bir aptal kendinden öteyi kavrayamaz Ben kendimden öteyi kavrıyorum,gene de aptalın biriyim çünkü o öteye hiçbir zaman ulaşamayacağımı biliyorum.” Sevgilerimle…

Mansur Beyazyürek

 

 

kaan arslanoğlu

29 Ekim 2013, 4:08 PM

Teşekkürler Mansur Hocam, Sevgilerimle saygılar gönderiyorum. Kaan Arslanoğlu

 

Please reload

Son Paylaşımlar
Please reload

Arşiv
Please reload

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus