Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 2

27.12.2015

Dr. Işıl Arıcan Yalansavar'ın kurucusu, San Fransisco'da yaşayan bir Tıp Doktoru. Sağlık yönetimi yüksek lisansı var. Proje yönetimi, sağlıkta kalite ve sağlık bilişimi üzerine çalışıyor. Boş zamanlarında sözde bilimle savaşıyor, Yalansavar'a ve Açık Bilim dergisine yazıyor, TED çevirileri yapıyor , bir de bu aralar Dragon Age'de ejderha öldürüyor.

 Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareket

 

 

Birinci bölümde Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz ile ilgili genel bilgilerden bahsetmiştim. Bu bölümde Aşı Karşıtı Hareket, bu hareketi tetikleyen kişi olan Dr. Andrew Wakefield ve bu grubun öne sürdüğü “Aşılar otizme neden oluyor!” iddialarını inceleyeceğiz.

Andrew Wakefield’in İngiltere’de başlattığı aşı karşıtı kampanya, ABD’de Jenny McCarthy desteği ile yayılıyor.

 

Aşılara ilişkin şüphe ve korkuların kaynağı taa 1800’lü yıllara uzanıyor. Zaman içinde dini, hijyenik veya politik pek çok aşı karşıtı akım doğmuş. Bu akımların günümüzde en etkin olanları aşıların otizm hastalığına neden olduğunu ileri sürüyor. Aşılar ve otizm hakkındaki iddialar aslında bağımsız iki noktadan başlamasına rağmen günümüzde birbiri ile iç içe girmiş, kaynaşmış halde. Bunlardan ilki Dr. Andrew Wakefield’in başlattığı MMR ( Kabakulak, Kızamık ve Kızamıkçık) aşısı ile ilgili kaygılar ikincisi ise aşılara eklenen koruyucu bir madde olan tiyomersal hakkındaki şüpheler.

 

Dr. Wakefield, MMR aşısı ve tiyomersal ile ilgili detaylara girmeden önce, bilimin ve bilimsel çalışmaların nasıl yapıldığını anlamak ve otizm hastalığının ne olduğunu kısaca anımsamakta fayda var.

 

Bilim Nasıl Çalışır?

  • Bilim, yapısı gereği şöyle işler:

  • Bir bilim adamı, araştırdığı konuyu önce gözlemler.

  • Daha sonra bu gözlemler doğrultusunda, gözlediklerini açıklayacak bir hipotez ortaya atar.

  • Ardından bu hipotezi test eder.

  • Hipotezini teyit ettiğinde bunu akademik yayınlar aracılığı ile akademik çevrelere aktarır.

  • Daha sonra dünyanın başka yerlerindeki başka bilim adamları aynı hipotezi kendi yaptıkları çalışmalarla tekrar tekrar test ederler. Zira bilimsel olarak geçerliği kanıtlanan bir hipotezi tesadüfi bulgudan ayıran en önemli özelliği tekrar edilebilir, ve tekrar edildiğinde aynı sonucu veriyor oluşudur.

  • Yapılan yeni çalışmalar ilk hipotezi destekledikçe hipotez sağlamlaşır ve teori haline gelmeye başlar.

  • Aksi bir durum olduğunda, yani hipotez yapılan tekrarlanan deneylerle çürütüldüğünde, iyi bir bilim adamının yapması gereken şey geriye bir adım atmak, hipotezini gözden geçirmek ve meslektaşlarının bulguları ışığında gözden geçirmek ve düzeltmek, ya da o hipotezin yanlış olduğunu kabul edip bir başka hipotez ileri sürmektir.

  • Hipotezler teoriye dönüştüklerinde bile farklı bilim adamlarında tekrar tekrar denenenerek sınanırlar. Zira bilimsel gerçeklerin en önemli özellikleri, tekrarlanan deneylerde aynı sonucu veriyor olmalarıdır.

  • Tekrar tekrar onanan teoriler, artık bilim çevreleri tarafında oy birliği ile doğru kabul edilen bilimsel gerçekler olarak kabul edilirler.

Bilim nasıl çalışır?

 

Aşı karşıtı hareketin iddialarını değerlendirirken, bilimsel yöntemin nasıl işlediğini aklınızda tutmanızda yarar var.

 

Otizm ve Benzer Sendromlar

 

Otizm,  diğer insanlarla iletişim azlığı, azalmış sosyal etkileşim, empati yoksunluğu, zayıflamış iletişim yetileri ve terarlayan davranış paternler ile kendisini gösteren nörolojik bir gelişim kusuru.

 

1960’lı yıllara dek tek bir hastalık kabul edilen otizm, son yıllarda benzer belirtilerle seyreden Asperger Sendromu, Rett Sendromu ve benzer hastalıklar ile birlikte Yaygın Gelişim Bozuklukları (Pervasive Developmental Disorers-PDD) hastalık grubunun içinde yer alan bir varyant olarak kabul ediliyor. Klasik otistik çocukların yaklaşık yarısında zeka ve konuşma geriliği gözlenirken, otizmin hafif bir formu olan Asperger Sendromu’unda bu oran oldukça düşük.  Asperger sendromlu kişiler içine kapanık, insan ilişkileri zayıf egzantirik kimseler olarak algılanıyorlar, bu nedenle de tanı konması oldukça güç bir durum. Bu grup hastaların bir kısmında savant özellikler denilen ileri matematiksel veya diğer yetiler mevcut olabiliyor. Ünlü bilim adamı Nikola Tesla, aktör Dan Akroyd, Daryl Hannah ve Wikileaks’in kurucusu Jullian Assange Asperger Sendromu olduğu söylenen ünlü üsümler arasında geçiyor.

 

Otizm konusundaki spekülasyonların artmasının başlıca nedeni  1980’lerde 1000 çocukta 0.47 olarak izlenen otizm sıklığının 1990’larda 150 çocukta 1 gibi yüksek bir orana yükselmiş olması. Bilim adamları bu artışın bir nedeninin daha önce tanı konamayan Asperger Sendromu gibi hafif otizm spektrumunda yer alan ve önceleri sadece egzantirik ve çekingen olarak algılanan kişilerin artık otizm hastları içinde sayılması olduğunu sanıyorlar.

 

Her ne kadar otizm hakkında yapılan çeşitli çalışmalar, hastalığın nedenlerini genetik ve biyokimyasal ve gebelik sürecinde fötüsün karşılaştığı fiziksel  faktörler üzerine odaklanmış olsa da, henüz otizm’e neden olan faktörlerin tam olarak bilinememesi, hastalığın bebek doğduğunda anlaşılmayıp tanının 4-5 yaşında konabiliyor olması ve artan yaygınlık otizm hakkında sıklıkla karşımıza çıkan çok sayıdaki komplo teorisinin nedeni.

 

Ancak şu konuda tüm tıp ve bilim dünyası hemfikir: Aşılar ve otizm bağlantısını ilk ortaya koyan kişi İngiliz hekim Dr. Andrew Wakefield.

 

Artık “Dr.” ünvanı kalmamış olan Andrew Wakefield

 

Dr. Andrew Wakefield

 

Bir İngiliz gastroenteroloji ( mide-barsak sistemi hastalıkları) uzmanı olan Dr. Andrew Wakefield, 1998 yılında 12 çalışma arkadaşı ile birlikte, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden birinden olan Lancet dergisinde MMR ( Kızamık, Kızamıkçık Kabakulak karma aşısı) aşısı ile otizm arasında bir bağlantı olma ihtimalini öne süren  bilimsel bir makale yayınladı. Bu makalede, MMR aşısınındaki canlı virüsün barsak mukozasının geçirgenliğini artırarak kana, oradan da beyine geçtiğini, ve böylelikle otizme neden olduğunu iddia ediyordu. Bu iddianın dayanağı olarak da makalenin yazıldığı klinik çalışmada yer alan 12 çocuğun (evet, sadece 12!) hepsinde de otizm bulgularının MMR aşılamasından bir ay sonra ortaya çıktığı, hepsinin barsak biyopsilerinde ortak bulgular olduğu gösteriliyordu.

 

Wakefield ve arkadaşlarının çalışmasında ciddi metodoloji problemleri vardı ve bu nedenle bilimsel çevreler tarafından şüphe ile karşılandı. Her şeyden önce çalışma sadece 12 çocuk üzerinde yapılmıştı. O yıllarda İngiltere’de ayda 50.000 çocuk MMR aşısı olurken, bu bağlantının sadece 12 çocukta gösterilmesi verilerin tesadüfi olma ihtimalini düşündürüyordu. Çalışmada, bilimsel deneylerde altın kriter sayılan  kontrol grubu yoktu, bulgular MMR aşısı olmayan çocuklardan alınan örneklerle karşılaştırılmamıştı. İlaveten makale yazarlarının teorisinin kaynağında yatan barsaktan kana, oradan da beyine geçen zehirli maddeler saptanmamış veya MMR aşısına ait kalıntılar saptanmamıştı. İlerleyen yıllarda başka bilim adamları tarafında yapılan  otizm’in olası genetik nedenleri üzerine yapılmış daha güvenilir çalışmalar mevcuttu ve araştırmalarda hastalığın genetik olduğu ihtimalini güçlendiren bazı verilere rastlanmıştı.

 

Makaledeki bu zayıf noktalara rağmen, sansasyonel bir konu olduğu için, medya organları makale bulgularını haber yapmaya başladılar. Anne -babalar arasında yayılan endişe ve ardından panik dalgası nedeniyle  1998 -2003 yılları arasında İngiltere’de MMR aşılanma oranları %92’den %80’e geriledi.

 

İzleyen yıllarda, en başta bahsettiğimiz bilimin çalışma şekli nedeniyle Wakefield ve ekibinin vardığı sonuçları tekrar etmeyi hedefleyen pek çok birbirinden bağımsız bilimsel çalışma yapıldı, ama Wakefield’in sonuçlarını bir daha  tekrar etmek mümkün olmadı.

 

Yapılan çalışmaların, yazılan makalelerin sayısı yüzlerce. Bu konuyu merak ediyorsanız dünyadaki tıbbi çalışmalara ait makalelerin derlendiği Amerikan Ulusal Tıp Kütüphanesi PubMed web sitesine gidip tüm makalelere bakabilirsiniz.  Anahtar kelimelere “aşılar ve otizm” yazdığınızda 500’den fazla makale geliyor, ki bu sadece başlangıç.

 

Ancak sanıyorum Wakefield’in çalışmasındaki 12 örnek vaka ile karşılaştırmak adına yapılmış en kapsamlı çalışmalara değinmek yerinde olacak:

 

  • Danimarka’da yapılan 1991-1998 yılları arası doğan 500.000 çocuk üzerinde yapılan bir çalışma “MMR aşıları ile otizm görülme sıklığı arasında bir ilinti olmadığını, hastalık sıklığının aşılanmış ve aşılanmamış çocuklarda aynı olduğunu” saptadı.

  • Kanada’da 1987-1998 yılları arası doğan 28,000 çocuk üzerinde yapılan bir çalışma, “MMR ve otizm gelişimi arasında bir neden sonuç ilişkisi olmadığını” saptadı.

  • Finlandiya’da 1982-1996 yılları arasında yapılan ve 1.8 milyon çocuğu kapsayan çok geniş kapsamlı bir çalışmada MMR aşısı olan 1.8 milyon çocuktan 174 tanesinde çeşitli yan etkiler görülmesine rağmen  -ki bunlar enfeksiyon ve benzeri otizmle ilgisiz yan etkiler-, aşılama ile otizm arasında bir bağlantı bulunmadığı saptandı.

 

Listeyi uzatmayayım, merak ediyorsanız daha yüzlercesini kendiniz bulabilirsiniz. Şurada da yapılan tüm çalışmaları tablo halinde özetleyen bir makale mevcut.

 

Wakefield’in düşüşü

 

2004 yılında Wakefield’in orjinal çalışmasının altında yatan bazı gerçekler gün ışığına çıktı. Hepsi son derece ciddi etik sorunlar ve çıkar çatışmaları içeren bu gerçeklerin en belli başlılarına bakalım:

 

  • Bu tip bilimsel çalışmalarda örnek vakaların rastgele seçilmesi gerekirken, Wakefield’in üzerinde çalıştığı 8 çocuktan 5 tanesi aşı üreticilerine toplu dava açan aynı avukatın müşterileri idiler.

  • Bilimsel çalışmalarda, etik olarak, her tür maddi desteğin çalışmanın tarafsızlığını korumak için ilan edilmesi gerekirken, Wakefield’in bu çalışma sırasında bu 5 çocuğun avukatından 50.000 İngiliz Sterlini para kabul ettiği ve bu maddi yardımı çalışma ile ilgili hiç bir yerde beyan etmediği saptandı.

  • En önemlisi, bu araştırma sırasında Wakefield’in aslında bir rakip Kabakulak aşısının patenti için başvuruda bulunduğu, yapılan çalışmanın kullanmakta olan aşıyı karalama ve Dr. Wakefield’in ortağı olduğu firmanın aşısını piyasa sürmek amaçlı olduğu saptandı.

 

2004 yılında ortaya çıkan bu detayların üzerine, çalışmada Wakefield’in ekibinde yer alan 12 doktordan 10 tanesi çalışmadan çekildiklerini açıkladılar. 2010 yılında Lancet dergisi kamuoyuna bir açıklama yaparak etik dışı uygulamalar ve sonuçların çarptırılması nedeniyle makaleyi yayından çektiğini açıkladı.

 

Wakefield’in düşüşü sadece makalenin geri çekilmesi ile bitmedi. Yaptığı çalışmanın sansasyonel hale gelen sonuçlarının İngilere ve Dünya halk sağlığına olumsuz etkisi,  Wakefield’in içinde bulunduğu karmaşık ve kirli çıkar ilişkileri Birleşik Krallık Tıp Konseyi’nin dikkatini çekti ve konseyin etik komitesi 24 Mayıs 2010 tarihinde yayınladığı bir genelge ile ciddi mesleki suistimaller ve etik dışı uygulamlar yaptığı tespit edilen Andrew Wakefield’in “Doktor” ünvanını geri aldı ve doktorluk yapmasını yasakladı:

 

  • …Panel, Dr. Wakefields’in araştırmaları sırasında pek çok etik sınırı aştığını tepit etmiştir. Halk sağlığı üzerine doğrudan etkisi olabilecek bir araştırmanın  sonuçlarını yayınlarken dürüst davranmamış ve bilimsel verileri meslektaşlarından gizlemiştir. Araştırmada kullanılan LAB fonlarını açıklamamış ve bu konuda yanıltıcı beyanatlarda bulunmuştur. Daha da önemlisi araştırmaya ödenek sağlayan kişilere olan sorumluluğunu yerine getirmemiş ve bu ödenekleri kendi çıkar ilişkileri doğrultusunda yönetmiştir. Bir doğum gününde çocuklardan kan alırken son derece duyarsız davranmış ve mesleği ile bağdaşmayacak kadar saygısız bir şekilde küçük çocukları strese sokmuş ve onlara ızdırap vermiştir….

  • … tüm bu hususlar göz önüne alındığında, Dr. Wakefield’in adının tıbbi kütükten silinmesine karar verilmiş olup….

 

2011 yılında dünyanın önde gelen prestijli tıp dergilerinden British Medical Journal’da, Wakefield vakasındaki karmaşık dolandırıcılığı tüm detaylarına kadar inceleyen iki bölümlük bir makale yayınladı. (Birinci ve ikinci bölümleri okumak için tıklayın.)

 

Artık doktor olmayan Andrew Wakefield, şu anda Amerika’da yaşıyor ve  halen aşı karşıtı lobi üzerinden geçimini sağlıyor.

 

Amerika’daki Aşı Karşıtı Hareket

 

Amerika’daki aşı karşıtı hareketin güçlenmesinde Andrew Wakefield’ in neden olduğu sansasyona ilaveten başka nedenler de var.

 

Amerika’da aşılarda 1930’lardan beri civa kökenli bir bileşik olan Tiyomersal koruyucu olarak kullanılıyordu. 1997 yılında İngiltere’deki MMR aşısı histerisinden bağımsız olarak FDA, 6 aylık bebeklere yapılan aşılar sonucunda bu bebeklerdeki kan Tiyomersal değerlerinin 187.5 mikrogram’a çıkabileceğini duyurdu. Artık civa’nın olası toksik etkileri bilindiği için, Amerika Pediatri Akademisi (AAP) ve Amerika Halk Sağlığı Enstitüsü ortak karar alarak o tarihe kadar zararlı bir yan etkisi saptanmamış olsa da Mart 2001 tarihinde  önlem olarak grip aşısı haricindeki aşılardan Tiyomersal maddesini çıkardılar.

 

Her ne kadar AAP’nın önlem olarak yaptığı bu girişim tamamen olası bir yan etkiye karşı önlem amacıyla yapılmış olsa da, MMR ile ilgili haberlerin arttığı zamanda yapılan bu uygulama halkta genel bir huzursuzluk ve endişe yarattı ve anne babalarda aşıların yan etkileri konusunda şüphe tohumları ekmeye yetti.

 

Jenny McCarthy

 

İngiltere’de lisansını kaybeden ve doktorluk yapmaktan men edilen Andrew Wakefield’in ABD’ye yerleşmesi ile eş zamanlı olarak, otistik bir oğlu olan eski playboy modeli Jenny McCarthy otizm konusunda bir kitap yazmaya karar verdi. McCarthy, bu kitabın yazmadan kısa bir süre öncesine kadar oğlunun otistik olduğu gerçeğini red ediyor ve oğlunun telepati vb gibi doğa üstü güçleri olan bir “İndigo Çocuk” olduğunu iddia ediyordu. Hatta Indigo çocukların doğa dışı akıllı varlıkların dünyadaki re-enkarnasyonu olduğunu iddia eden bu bilim-dışı doğaüstü akımın öncülüğünü yapmış ve indigomoms.com isimli bir web sitesi kurmuştu. Otizm ile ilgili yazdığı kitabın tanıtımından hemen önce bu web sitesi yayından kaldırıldı. Kitap tanıtımı için Amerika’nın en çok izlenen programlarından biri olan Oprah Show’a  çıkan Jenny McCarthy, kendi ifadesi ile “Google’da arama yaparak kendisini eğitmiş -her fırsatta Google üniversitesinden mezun olduğunu ifade ediyor-, anne içgüdüleri ile çocuğuna gereken tedaviyi hissetmiş ve buğday ile süt içermeyen bir diyet yardımı ile oğlunun otizmini tedavi etmiş“.

 

Jenny McCarthy, aşılar ve otizm arasında bir ilinti olmadığını ispat eden milyonlarca vaka üzerinde yapılan çalışmalara rağmen halen Amerika’daki Dr. Wakefield sempatizanlarının başında geliyor. Ancak son yıllarda sayıları gittikçe artan ve aşıların güvenilirliğini tekrar tekrar kanıtlayan bu çalışmalara rağmen 12 kişilik etik olmayan bir çalışmayı kamuoyuna “gerçek” diye dayattığı için de epey ciddi eleştirilere maruz kalmakta.

 

Dr. Mark Geier ve oğlu David Geier

 

Aşılar ve otizm ilintisini popüler medya, komplo teorisyeni ciddiyetsiz web siteleri veya bilimin yanında batıl inancın kol gezdiği forumlar haricinde ciddi tıbbi kaynaklar ve PubMed

kütüphanesinden okumak istediğinizde aşıların otizmle bir ilgisi olmadığı sonucuna varmış binlerce çalışmanın yanı sıra, bunun aksini iddia eden az sayıda çalışma bulacaksınız.

 

Biraz dikkat ederseniz çok da güvenilir olmayan bu çalışmaların  büyük sıklıkla Dr. Mark ve Dr. David Geier’a ait olduğunu görebilirsiniz.

 

Eğer biraz aşı karşıtı web sitesi okursanız  bu ikilinin Wakefieldin yanısıra referans alınan iki doktor olduğunu görebilirsiniz. Bu yaygınlık ve bol referans gösterilme nedeniyle kısaca Dr. Geier’lerin kim oldukları ve şu an ne yaptıklarına da değinmekte fayda var.

 

Baba-oğul olan Dr. Mark ve Dr. David Geier’in dosyaları da Dr. Wakefield’dan farklı değil. Dr. Mark Geier, hekim olmasına rağmen pediatri, endokrinoloji veya otizm üzerine uzman bir hekim değil. Oğlu David Geier ise doktor olmamasına ve sadece biyoloji bölümünden mezun olmasına rağmen yakın zamana kadar Dr. ünvanını gayet rahatlıkla kullanıyor ve yasalara karşı gelerek hasta muayene ediyordu. Bu ikili yazdıları birkaç makalede testosteronun civayla bir bileşik oluşturduğu, ve bu bileşiğin kan beyin bariyerini geçerek beyinde birikerek otizme neden olduğunu iddia ettiler. Onlara göre otistik çocuklar aslında çok fazla testerteron salgılayarak erken ergenliğe giriyorlar, aşılardan aldıkları Thimerosol maddesindeki civa ile hormonları etkileşime geçiyor ve bu nedenle de otizme yakalanıyorlardı.

 

Bu desteksiz iddialarla yola çıkan Dr. Geier ikilisi, Luprorelin isimli bir ilacın otizmi tedavi ettiğini iddia ederek bu tedaviyi oldukça çok sayıdaki otistik çocuğa uygulamaya başladılar. Sorun şu ki, kullandıkları ilaç olan Luprorelin, prostat kanseri hastalarına veya ciddi hormonal bozukluğu olan ergenlere verilen, hipofiz salgısını baskılayan çok güçlü bir ilaç ve geri dönülmez kimyasal kastrasyon (hadımlık) yapabiliyor. İlaç, bu yan etkisi nedeniyle genelde cinsel taciz suçlularına cinsel dürtülerini kalıcı olarak bastırmak için kullanılıyor.

 

Baba-oğul Geier’ler bu bilimsel herhangi bir destekleyici verisi olmayan, hiç bir tedavi protokolünde yeri olmayan ve dahası onaylanmamış kendi uydurdukları bu tedavi yöntemini çok sayıda çocuk üzerinde denediler. Bu işlemi onay ve lisansları olmadan kendi bodrumdan bozma “kliniklerinde” yaptılar.

 

Dahası da var.

 

Bilimsel literatürde “peer review” denen bir kavram vardır. Bilimsel bir çalışmayı anlatan makalelerin, bir bilimsel dergide yayınlanmadan önce makale konusunda yetkin diğer bilim adamları veya bir kurul tarafından onaylanması gerekir. Makaleler, ancak bu onaydan geçerlerse yayınlanabilirler. Bu mekanizmanın amacı abuk subuk, bilimsellikten uzak çalışmaların uluslarlarası bilim yayınlarını meşgul etmesini engellemek ve yayınlanmaya değer bulunan çalışmaların en azından belirli güvenilirlik ve bilimsellik standartlarına sahip olmasını sağlamaktır. Peki bu mekanizmaya rağmen Dr. Mark ve David Geier’in makaleleri nasıl oldu da seçkin bilimsel dergilerde yayınlandı?

 

Bunun cevabı Lupron tedavisi ile ilgili açılan araştırma sonunda açıklığa kavuştu. Dr Geier ve oğlu’nun makalelerinin hepsini onaylayan Instutitional Review Board of Chronical Illness isimli komite’nin Dr. Mark Geier tarafından kurulmuş düzmece bir komite olduğu, Mark Geier’ın komite başkanı olarak kendisini atadığı ve IRB kurulunun adresinin de Dr. Geier’ın ev adresi olduğu ortaya çıktı!

 

Kişinin kendi yazdığı bilimsel çalışmanın bilimselliğini gene kendisinin onaylaması kulağa pek de etik gelmiyor, değil mi?

 

Sonuçta, tüm bunları göz önünde bulunduran Maryland Eyaleti Tıp Kurulu, Mart 2011’de bir genelde yayınlayarak Dr. Geier’in hekimlik yapma lisansını lağvetti ve kendisine ve doktorluk yapma lisansı olmadan hasta tedavi eden oğlu David Geier’e ağır yaptırımlar uyguladı. Bu karara zemin hazırlayan 9 hastanın detaylı tedavileri ve Dr. Geier’ın yaptığı etik dışı diğer uygulamaların detaylı dökümü için Maryland Tıp Kurulu’nun ilgili karar tutanağını okumanızı öneririm.

 

Bu bölümde Aşı karşıtı hareketi başlatan ve destekleyen isimler ve bu isimlerin yetkinliklerinden bahsettik. Bu kişiler herkesin okumasına açık olan bilimsel verileri  göz ardı edip hala ellerinden tutarlı ve geçerli veri olmadan aşıların otizm yaptığını iddia ederek kamuoyunu ve anne-babaları yanlış bilgilendirmeye devam ediyorlar. Bu isimlerin ortak özellikleri ise çok bariz: ya konu ile ilgili eğitim ve bilgi birikiminden yoksunlar, ya da içinde bulundukları çıkar ilişkileri nedeniyle bilimsel gerçekleri görmezden geliyorler ve hatta etik dışı uygulamalara başvurmaktan da çekinmiyorlar.

 

Bir sonraki bölümde sıklıkla karşılaştığımız Aşı Karşıtı İddialar ve bu iddiaların bilimsel yanıtlarını işleyeceğiz.

 

Bizi izlemeye devam edin!

 

Kaynaklar

  1. Hviid et al. (2003). Association Between Thimerosal-Containing Vaccine and Autism. Journal of American Medical Association.

  2. American Academy of Pediatrics. (2011).

  3. Begley, S., & Interlandi, J. (2009, March 2). Anatomy of a Scare. Newsweek.

  4. Center for Disease Control. Immunization Safety and Autism- Thimerosol and Autism Research Agenda.Retrieved from CDC Website: http://www.cdc.gov

  5. Department of Health and Human Services Center for Disase Control. (2011). Vaccines & Immunizations.Retrieved from Center for Diesae Control (CDC) Web site: http://www.cdc.gov/vaccines/

  6. Fombonne, E. (2009). Epidemiology of pervasive developmental disorders. Pediatric Research, 65(6), 591-8.

  7. Fombonne, E., Zakarian, R., Bennett, A., Meng, L., & McLean-Heywood, D. (2006). Pervasive Developmental Disorders in Montreal, Quebec, Canada: Prevalence and links with immunizations. Pediatrics.

  8. Geier, D. A., & Geier, M. R. (2003). A Case Series of Children with Apparent Mercury Toxic Encephalopathies Manifesting with Clinical Symptoms of Regressive Autistic Disorders. Journal of Toxicology and Envionmental Health.

  9. Glazer, S. (2003, Jun 13). Increase in Autism. CQ Researcher.

  10. Gross, L. (2009, May). A Broken Trust: Lessons from the Vaccine-Autism Wars. Public Library of Science, 7(5).

  11. Halsey, N. A., & Hyman, S. L. (2000). Measles-Mumps-Rubella Vaccine and Autistic Spectrum Disorder. Report From The new Challenges in Childhood Immunizations Conference . Oak Brook, Illinois.

  12. Horton, R. (2004). A Statement by the editors of the Lancet. The Lancet, pp. 820-821.

  13. Kaiser Research Institute. (2004, Feb 25). Letter from Kaiser Research Institute to Mark Geier M.D.

  14. Koch, K. (2000, Aug 25). Vaccine Controversies. CQ Researcher.

  15. Madsen, K. M., Hviid, A., Vestergaard, M., Schendel, D., Wohlfahrt, J., Thorsen, P., . . . Melbye, M. (n.d.). A Population Based Study of Measles, Mumps, and Rubella. Vaccination and Autism. (2002) New England Journal of Medicine.

  16. Mutter, J., Naumann, J., Schneider, R., Walach, H., & Haley, B. (2005). Mercury and Autism: Accelerating evidence? Neuroendocrinology Letters.

  17. Offit, P. A. (2008). Vaccines and Autism revisited: The Hannah Poling Case. New England Journal of Medicine.

  18. Offit, P.A. (2010) Autism’s False Prophets: Bad Science, Risky Medicine and the Search for a Cure. Colombia University Press.

  19. Omer, S. B., Salmon, D. A., Orenstein, W. A., deHart, P. M., & Halsey, N. (2009). Vaccine Refusal, Mandatory Immunization, and the Risks of Vaccine-Preventable Diseases. NEJM.

  20. Park, A. (2008, June 2). How Safe Are Vaccines? Time.

  21. Parker, S. K., Schwartz, B., Todd, J., & Pickering, L. K. (n.d.). Thimerosal-Containing Vaccines and Autistic Spectrum Disorder: A Critical Review of Published Original Data. Pediatrics.

  22. Patja A, Davidkin I, Kurki T, Kallio MJ, Valle M, Peltola H. (2000). Serious Adverse Events After Measles-Mumps-Rubella Vaccination During A Fourteen-Year Prospective Follow-Up. Pediatr Infect Dis J.

  23. Schecter, R., & Grether, J. (2008). Continuing Increases in Autism Reported to California’s Developmental Service System: Mercury in Retrograde. Arch gen Psychiatry.

  24. Smith, M. J., Ellenberg, S. S., Bell, L. M., & Rubin, D. M. (2008). Media coverage of the MMR vaccine and Autism controversy and its relationship to MMR immunization rates in the US. Pediatrics.

  25. Sugarman, S. D. (2007). Cases in Vaccine Court – Legal Battles over Vaccine and Autism. New England Journal of Medicine.

  26. Sutcliffe, James S. (2008). Insight into the pathogenesis of Autism. Genetics.

  27. The Collage of Physicians in Philadelphia. (2011). The History of Vaccines. Retrieved from The History of Vaccines:

  28. World Health Organization. (2007). Prevent. Protect. Immunize.

 

Please reload

Son Paylaşımlar
Please reload

Arşiv
Please reload

© 2023 by Natural Remedies. Proudly created with Wix.com

  • b-facebook
  • Twitter Round
  • b-googleplus